Hakan Yılmaz, "Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır…" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...
Bu söz senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı, yönetmenliğini ise Şerif Gören’in yaptığı “Yol” filminin başında görülür.
“Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır. Çiçekler, kuşlar, rüzgarlar gibi.”
Yaşadığımız depremde gördük yüzleri; hüznün, acının, çaresizliğin ve ölümün yüzlerini. İçimize işledi bakışlar, haykırışlar, soğuk, kar ve buz. Çöken hayatlar. Kaybolan yaşamlar. Toz toprak oldu gözler ve gökler.
Bir halk destanından (Sus Barbatus romanından):
Çoğunun kanadı soğuktan dondu
Daha gelmez bu diyara o kuşlar…
Kuşlarımız gitti. Başka diyarlara uçtular. Topraklarımız toz oldu, savruldu insanımız, güzel halkımız. Halk yarasını sarıyor içine tuz basarak, acıyarak, kanayarak. Bu topraklar hüzünlü. Anadolu insanı yaslı. Umut var, onu arayıp bulmak için var. Umut içine dönmekte, içine bakabilmekte, yaşamda, yaşayabilmekte ve yaşatabilmekte. Ölüm değil kutsal olan, yaşamak ve yaşatmakta. Emile Zola madencileri anlattığı “Germinal” romanında şöyle sesleniyor: Bu taptaze sabah vaktinde, güneşin yakıcı ışıkları altında, toprak işte bu uğultuya gebeydi. İnsanlar bitiyordu topraktan, karıkların arasında ağır ağır filizlenen…
Çocuklarımız bitecek yeniden ve yeniden bu topraklarda. Filizlenecek, boy verecek çocuklarımız, onların umutlarıyla yaşayacağız.
Umutlarına su taşıyacağız, güneş, aş taşıyacağız ve tabiki vicdanı, vicdanı, sevgiyi…