Hakan Yılmaz, "Erik, Üzüm, Ceviz…" başlıklı yazı kaleme aldı. İşte o yazı...

Çıkdım erik dalına, anda yedim üzümü 
Bostan ıssı kakıdı, der ne yersin kozumu?

Yunus Emre

Erik dalına çıktım, orada üzüm yedim

Bostan sahibi cevizimi neden yersin diye kızdı. 

İlk bakışta anlamakta zorluk çektiğimiz bir dize. Erik dalına çıkıp üzüm yemek, bostan sahibinin de cevizlerini yediğimiz için bize kızması. Yunus burada eriği, üzümü ve cevizi metaforik olarak (mecaz, herhangi bir şeyi başka bir şey ile benzeterek anlatmak) kullanıyor.  

Eriğin dışı yenilir, çekirdeği ise atılır. Burada dışsalın, görünenin, fenomenlerin, gördüğümüz dünyanın bilgisi vardır. Başka bir deyişle dış dünyanın, maddenin bilgisini alırız. Dış dünyanın bilgisini alır, iç dünyamıza bakmayız. İçerdekini göremeyiz.

Üzüm hem dışı hem içi ile yenilir, yani çekirdeği ile birlikte yenilir. Hem dış dünyamızın hem de iç dünyamızın bilgisini görüyoruz.

Cevizin bir kabuğu vardır, kabuk kırılır ve içi yenilir. Yani iç dünyamıza, ruhumuza dair bilgiyi verir. Kabuk dış dünya, madde olandır. Kabuk içerdeki özü, insanı korumak için vardır. Cevizin kabuğu çetindir. Onu kırıp içe ulaşmak bir emek, özveri, irade, çile ve sabır ister.

Yunus, bu üç yemiş ile zahiri (dışsal) ve batıni (içsel) olanı anlatır. Ustalık ve dervişlik de buradadır. Burada eriği gören onu yiyen sadece dış dünyaya (maddeye) bakar, onu görür. Kendisi bir şey üretmez, taklit eder. Üzümü gören ve yiyen kendi dışında olanı bilir, içine de bakabilir. Cevizi gören ve yiyen ise hakikate, içe yönelir, kendini bilmeye çalışır. Ona dışarıdan verilen bütün kimliklerinden sıyrılarak, çıplak bir şekilde kendine döner. Yani kabuklarını kırar, onları atar ve içine bakar. Kendini bilir, kendine döner. Tasavvufta yer alan “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözüne yaşar. Kendini, iç dünyasını, yani cevizin içini, hakikati bilen, Rabbini bilir.

Derman Aradım Derdime

Dermân aradım derdime

Derdim bana dermân imiş

Bürhân (kanıt) aradım aslıma

Aslım bana bürhân imiş

Niyazi Mısri