Hakan Yılmaz "Umut Etmenin Yorgunluğu" başlıklı yazı kaleme aldı.

Umut, Pandora’dan bize bir armağan. Efsaneye göre Zeus, Pandora'ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış, çömlek benzeri bir kavanoz (kutu) hediye eder. Fakat bu kavanozun açılmaması gerekir. Pandora sürekli kavanozun içindekini merak eder. Sonunda kavanozu açar ve içindeki tüm kötülükler dünyaya yayılır. Pandora son anda kavanozu kapatır. Kavanozun içinde kalan ise umuttur. İçimizdeki umudun hikayesi böyle. 

İnsan umut etmekten yorulur mu, yorgun düşer mi? Bu durum Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne filminde konu edilir. Filmde Nuray ile Samet arasında şöyle bir diyalog geçiyor: 

Nuray: Umudu. Umut… Neyin umudu demiştin? 

Samet: Ne o, umut etmek mi? Onun yorgunluğu mu? 

Nuray: Evet. Umut etmenin yorgunluğu. Güzel söz. Ben de yorgunum. Sanki uzun yıllar yaşamış gibi. Her şeyin süresi çok uzun geliyor burada. Dersin, teneffüsün, hafta sonunu beklemenin, gecelerin. Her şeyin. 

Samet Anadolu’nun doğusunda bir köyde öğretmen. Köye geldiği ilk günden beri dönmeyi düşünür. Görevini bitirip İstanbul’a gitmeyi arzular. Köye, sıkışıp kalmıştır. Hem doğa koşulları hem de köydeki yaşama kendini hapsolmuş hisseder. Nuray ise bir patlamada bacağını kaybetmiştir. Daha güzel bir yaşam için çaba harcamış fakat yaşadığı şehre geri dönmek zorunda kalmıştır. İnsanlar arasında kayıp, kentte boğulmuş, politik ve sosyal yapı onu da hapsetmiştir. Karakterler bir çaresizliğin ortasındadır. Bu durum onları bir umut yorgununa dönüştürmüştür. Gitmenin, dönmenin umudu, daha güzel bir geleceğin umudu içinde sıkışıp kalmışlardır. Köyde zaman ağırlaşır. Zaman geçmez. Her şey yavaşlar. Bekleyişleri de uzar da uzar. Bu yorgunluklarını daha artırır. Umut etmenin yorgunluğundan söz açıldığında Albert Camus’un Sisifos Söyleni kitabını düşündüm.

Efsaneye göre Tanrılar, Sisifos'u bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmaya mahkum ederler. Sisifos kayayı tepeye kadar getirir, kaya tepeye gelince kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşer. Yararsız ve umutsuz çabadan daha korkunç bir ceza yoktur. 

“Burada yalnız kocaman taşı kaldırmak, yuvarlamak, yüz kez yeniden başlanan bir yokuşu tırmanmasını söylemek için gerilmiş bedenin tüm çabası görülür; kırışmış yüz, taşa bastırılmış yanak, balçık kaplı kitleyi yüklenen bir omzun, onu indiren bir ayağın desteği, kollarla yeniden toparlama, toprağa batmış iki elin tümüyle insansal güveni görülür. Göksüz uzamla, derinlikten yoksun zamanla ölçülen bu uzun çabanın en sonunda, amaca ulaşılmıştır. Sisifos o zaman taşın birkaç saniyede bu aşağı dünyaya doğru inişine bakar, yeniden tepelere doğru çıkarmak gerekecektir onu. Gene ovaya iner.”

Homeros, Odysseia’da bu durumu şöyle anlatır: "Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken; yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, kan ter içinde..."

Camus’ya göre Sisifos'un tüm sessiz sevinci buradadır: Yazgısı kendisinindir. Kayası kendi nesnesidir. Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir. Camus burada, insanın yaşamın anlamsızlığını ve tüm baskılarına rağmen direnmek zorunda olduğunu vurgular.

Bu cezayı günümüzde yorumlarsak nasıl bir durum ortaya çıkar? Yaşamımızın uyumsuzluğu ve anlamsızlığı. Varoluşumuzu anlamlandırmak zor. Zamanımız, çevremiz yapmamız gerekenlerle adeta bir ağ gibi örülmüş. Bu ağdan kaçış yok. Yapabileceğimiz varoluşun uyumsuzluğuna karşı yaşamayı sürdürmek. Sisifos her şeye rağmen yaşamayı seçer. Bu seçim aslında onu özgür kılar, kendi varoluşuna bir anlam verir. Bu anlam ise yaşamın, yaşamanın kendisidir. 

Camus şöyle diyor: “Yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur.” Bu söz filmdeki umut yorgunluğuna verilebilecek en güzel cevap. Umudunuz tükendiğinde, umut etmekten, beklemekten yorulduğunuzda hayat yeniden başlıyor. Sissifos kayayı taşımaktan yorulur. Ama umut etmekten ve yaşamaktan vazgeçmez. 

Sadi Şirazi “İlkbahar” şiirinde şöyle diyor: 

Bize bir ömür daha lazım vefatımızdan sonra.

Çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik.