Hakan Yılmaz, "İnsan: Teknik Bir Mesele!" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...

“Karmaşık şeylerin güzel olduğunu düşünmek, insanlığın ortak yanılgısıdır” Rene Descartes.

Godfrey Reggio’nun “Qatsi” Üçlemesi’ (Koyaanisqatsi - Life Out of Balance -1982, Powagqatsi - Life in Transformation -1988, Nagoyqatsi - Life as War - 2002) non-narrative belgesel film türüne örnektir. Belgesellerde söz ve metin, herhangi bir kişinin yorumu veya anlatımı yoktur. Reggio’nun belgeselleri, yüklü sözcüklerden çıkıp,  görüntüleri müzikle biraraya getirir. Belgesellerin görüntüleri ile müziklerini ön plana çıkarır. Godfrey Reggio, belgesellerinde gelişmiş, küreselleşmiş, teknolojik dünyayı eleştirir. Belgesellerde, doğanın ve insan yaşamının, bilim ve teknoloji ile nasıl bir yıkıma uğratıldığı anlatılır. Modern ve post modern dünyanın işleyişine karşı yoğun bir eleştiri vardır. Reggio'nun amacı teknolojinin insan üzerindeki etkisini ortaya koymak değildir. Bunun da ötesinde teknoloji içindeki insan yaşamını anlatmaktır. Teknoloji artık insan yaşamını etkilemenin ötesine geçmiştir. İnsan teknolojiye bağımlı olarak yaşamakta ve onun yaşamı teknoloji sayesinde var olabilmektedir. Yönetmen hem konuya bakışı hem de konuyu aktarışı açısından minimalist bir yaklaşım ortaya koyar.  

Minimalizm temelde “az olanın aslında çok olduğu” düşüncesine dayanır. Kavram felsefe alanında ilk olarak Hegel tarafından “sade ama basit olmayan, yalın ama yayvan olmayan bir güzellik anlayışı” olarak ifade edilir. Diğer taraftan minimalizm tüketim karşıtlığı üzerinde durur ve aşırı tüketime karşı çıkar. Minimalizmde, gerekli olmayan her şey lüks ve boşa harcamadır. Minimalizm tüketim odaklı tutumların dışında anlam aramaya çalışan bir hayat tarzını yansıtır. Hayatın maddi olmayan yönlerine odaklanır. Minimalistlerin ana prensibi “az olan çoktur” şeklindedir. Minimalizm, tüketim toplumuna karşı bir tepkidir. Sadeciliği, sadeliğin gerçekliğini ortaya koymaya çalışır. 

Minimalistlere göre günümüz insanı hayatını otomatik alışkanlıklara bağlı olarak yaşar. Bu durum tatminsizliğe yol açar. Tatminsizlik de alışveriş yapılarak giderilmeye çalışılır. Eşya bolluğu odaklanmayı zorlaştırır. Bireyin özgürlüğü ancak bu döngüden çıkmaya ve fazla eşyalardan kurtulmaya bağlıdır. Minimalizm bireyin maddi ürünler yolu ile kimlik, statü, saygı elde ettiği düşüncesine karşı çıkar. 

Qatsi, Hopi (Arizona civarında yaşayan bir Kızılderili kabilesi) dilinde bir kavramdır. Anlamı ise yaşamdır. Belgeselin üç başlığı da bir kompozisyonun parçalarıdır ve yaşam tarzını anlatır. Koyaanisqatsi, çılgın yaşam, karmaşık yaşam, dengesiz yaşam, parçalanmış yaşam, bir başka yaşam biçimini gerektiren yaşam durumunu ifade eder. Filmde, Hopi kehanetlerine göre; “topraktaki değerli şeyleri kazmak, felaketi davet etmektir. Arınma günü yaklaştığında tüm gökyüzü örümcek ağlarıyla örülmüş olacaktır. Günün birinde gökyüzünden bir kap kül atılabilir ki, o küller toprağı yakıp, okyanusları kaynatacaktır” sözlerine yer verilir. Belgesel film, temelde estetik fotoğraf karelerinden oluşur. Koyaanisqatsi’de, ilk insanların duvar resimlerinden, günümüze kadar süren gelişim, Philip Glass'ın minimal müzikleriyle birlikte anlatılır. Kuzey Amerika’ya, doğal ve uygar dünyalar arasındaki karşıtlığa, çatışmaya dikkat çekilir. Film, hiperkinetik, endüstriyel kafesler; Amerika’nın, batı Avrupa’nın ve Japonya’nın kültürleri üzerinde durur. Başka bir ifadeyle modern toplum ve doğa arsındaki dengesizlikler, karşıtlıklar, çatışmalar ve çelişkiler gösterilir. Kültürleri marjinalleştirilen ve önemsizleştirilen yerli halkların aksine, Kuzey Amerika dünyanın Batılılaşmasının ve teknikleştirilmiş bir Küresel Köy'e dönüşmesinin öncüsüdür.

Powaqqatsi’de, “powaqa” kara büyücüdür. Başkasının hayatını yiyip bitiren biridir ve kendi hayatını böyle sürdürür. Powaqa’nın öldürmesi, kandırma ve baştan çıkarma ile olur. Başka yaşam biçimlerini yiyip bitiren bir yaşam biçimidir. Powaqqatsi’de, güney yarım küreden, üçüncü dünya ülkelerinden ve onların modern dünyaya karşı tutumlarından söz edilir. Film, sözlü, basit kültürler üzerinedir. Reggio bunlara el işinin kültürleri der. Özellikle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan geleneksel yaşam biçimleri vurgulanır.

Nagoyqatsi’de, kelimenin kökü olan “Nagoy”, ‘birbirini öldüren bir sürü kişi’ anlamına gelir. ‘Öldürenlerin yaşam biçimi’, ‘yaşam biçimi olarak savaş’ olarak ifade edilir. Reggio, “uygarlaşmış şiddet” kavramını kullanır. Nagoyqatsi’nin konusu, dünyanın küreselleşmesidir. Koyaanisqatsi ve Powaqqatsi’de çekimler gerçek alanlarda, mekanlarda yapılır. Fakat Nagoyqatsi’de, resimlerin kendileri, çekim alanlarıdır. Bilinen, tanınan, ikonlaşmış resimlerin karşıtları yaratılır. Bu resimler filmin çekim alanlarını oluşturur. 

Reggio’ya göre, kullanılan dil, içinde yaşadığımız dünyayı gerektiği gibi betimlemiyor, aslında var olmayan bir dünyayı tasvir ediyor. Modern dünyanın hızlılığı, aşırı tüketim alışkanlıkları, doğadan ve doğal olandan uzaklaşılması, insanın mekanikleşmesi anlatılır. Giderek araçlara mahkum olan bir insan vardır. Araçlar, amaçlara dönüşür. Reggio için yaşanılan mesele teknolojinin toplum, ekonomi, din, savaş, kültür, sanat ve bunun gibi şeyler üzerine etkisi değildir. Mesele, her şeyin artık teknolojiyle ve onun sayesinde var olabilmesidir. Teknoloji arayışı için çok ciddi bedeller ödenir. Bütünsel bir savaş söz konusudur. Gündelik hayat savaşa alanına dönüşür. Bu giderek hızlanan ve insanların birbirini yiyip bitirdiği, yok etmeye çalıştığı bir dünyadır. 

Doğadan ya da insan yaşamı için yaşam evimiz olan doğal çevreden teknolojik bir ortama, yaşam ortamı olarak kitle teknolojisine geçişi yaşıyoruz. Teknoloji kullandığımız bir şey değildir artık, doğrudan yaşamın kendisidir. Teknoloji soluduğumuz hava, içtiğimiz su gibidir.  Teknik her şeyi entegre eder. Sürekli geçerli olacak davranışları belirler. Teknik hayatın her alanına girdiğinde insan için dışsal olmaktan çıkıp onun bizzat özü haline gelir. Artık meselemiz mutlak anlamda en iyi aracı sayısal hesaplamalar temelinde bulmaktır. Sonuçta, bir araçlar bilimi ortaya çıkar. Bu bilim, çok geniş alanlara uzanır. Bugün için hiçbir insan eylemi bu teknik zorunluluğun dışına çıkamaz. Burada insanın kendisi tekniğin nesnesi haline gelir. İnsanı kendi nesnesi olarak alan teknik, toplumun merkezine dönüşür. Teknik, medeniyetin bütününü ele geçirir. Dünya teknik biçim alır. İnsanın yaşamında en kişisel görünen şey bile bir teknik hale gelir.  Reggio, Naqoyqatsi'de Virilio'nun üçüncü teknolojik devrim olarak adlandırdığı biyoteknoloji devrimini gösterir: Mikro ve nanoteknolojiler insan bedenini ele geçirilir ve et ile kanı yapay bir ürüne dönüştürür. 

Koyaanisqatsi’de modern dünyanın karmaşası, her gün yinelenen işler ile müziğin tekrarları birleşir. Teknoloji, hız, küreselleşme, tüketim, şiddet, doğanın yok edilişi anlatılır. Yinelenen müzik ile kısır döngü içindeki modern yaşam biçimi gösterilir. Belgeselin sonunda bir uzay mekiği fırlatılır, fakat mekik infilak eder ve mekikten kopan küçük bir parça yavaşça yere doğru düşmeye başlar. Kamera bu küçük parçanın düşüşünü uzun bir çekimle kesme yapmadan bize gösterir. Dönerek düşen mekik ve döngüsel müzik birleşir. Sürekli tekrar eden müzik rahatsızlık yaratır. Çünkü hızlanan, adeta hıza tapan bir dünya vardır. Bu hız ve teknoloji bağımlığı, insanın başını döndürür. Görüntüler ve müzik de bu hıza uyarak, tekrarlanarak akıp gider. Yaşadığımız dünya budur. Sürekli tekrar eden hayatlarımız. Ve teknoloji çılgınlığımız. 

İnsan bir sayıdır, sıfır ya da bir. 

Bir çipe dönüşen duygularımız ve ruhsuz hayatlarımız.