Bazen, karşımıza birden fazla cümle ile anlatılacak duygu durumlarını bir kelime ile anlatan yabancı dillerden örnekler çıkar. Yazmaya kalksak birkaç paragraf sürecek duygularımızın karşılığı olan bir kelimeye rastlarız. Ben de, bu defa özellikle “güzel bir şeyi çirkinleştirmek” ifadesinin Osmanlıca ’da ve yabancı dillerde karşılığı olup olmadığını araştırdım, bulamadım. Aramamı “çirkinleştirmek” ya da “güzelleştirmek” olarak kelime üzerine yaptığımda, evet sanırım her dilde bu kelimelerin karşılığı var. Ama “güzel bir şeyi çirkinleştirme”nin deyim olarak en azından benim aradığım bir kaç dilde, karşılığı yok. Sonra aklıma, “Kırılmadıysa tamir etme, bozuk değilse kurcalama, çalışıyorsa kurcalama” olarak çevrilen bir İngiliz atasözü geldi ve düşündüm: Kültürlerini, yüzlerce yıllık tarihi mekânları, sokakları, tarihi yapıları değiştirmemişler, çalışıyorsa kurcalamamışlar. Sokaklar dedim ya; eskiden Afyon’da dikdörtgen kaldırım taşları vardı. Eski kaldırım taşlarını, yerlerine; hep bir köşesi kalkan, ya ayağınızın takıldığı ya da basınca altı su dolu olduğu için üstünüze su sıçratan yenilerini koydukları için hatırlamıyor olabilirsiniz. Avrupa’nın çoğunda, eskiden Afyon’da da olan, su sıçratmayan o kaldırım taşları kullanılıyor. Tarihi ve mimari dokuyu “çalışıyorsa kurcalama” düsturuyla korumuşlar. Tarihi, kültürel ve mimari dokuyu koruyunca, beraberinde aidiyet duygularını, kültürel miraslarını, toplumsal hafızayı da korumuşlar. Bizim insanımız unutkan diyoruz ya, bunda; eskiyle bağ kurmadan, toplumsal hafıza düşünülmeden yapılan değişimlerin etkisi olabilir mi? Çocukluğunuzun geçtiği sokaklar ve mekanlar değişince o yapılara, sokaklara iliştirdiğiniz anıları, konuşmaları, olayları, hatta o dönemin önemli olaylarını unutmak da mümkün olabilir mi? On yıl önce geçtiğimiz sokaktan, on yıl önce bıraktığımız gibi geçemiyor, yirmi yıl önce bizim ya da bir yakınımızın oturduğu evi, mezun olduğumuz okulları, çocuklarımıza gösteremiyorsak o yıllara ait anı, olay, kişi ve ilintili bir çok şeyi de çabuk unutabiliyor olabiliriz. Zihnimizde sürekli bir yeniden inşa var ve her şey arkamızı döner dönmez değişim halinde. Evet değişim kaçınılmaz ve bununla beraber gelişim güzel. Ancak, plansız, tarihi ve kültürel doku gözetilmeden yapılan değişimler sonucunda ülkemizin gösterdiği yüzü olan şehirlerimiz; yapay, samimiyetsiz, nefes alamayacak bir hale geliyor. Şehir, hafıza, kültür kavramları ile birlikte değişimin planlanmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Değişim ve değişimin yarattığı etkiler ile ilgili olarak, Alvin Toffler’in yaklaşık elli yıl önce yazdığı “Şok” isimli kitabı geldi aklıma. Toffler kitabında “Hız beraberinde geçiciliği de getirmektedir” demektedir. Şehirdeki değişimler olacak elbette, ancak bu değişimlerin, şehirde yaşayan insanların psikolojik, fizyolojik ve kültürel gereksinimleri göz önüne alınarak yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Geçmişle gelecek arasında tarihi, kültürel ve mimari bağlar oluşmalı şehirlerde. Yapılan her değişim, bu bağlar oluşturulmadığında o şehrin insanının sırtında anlamsız ve ağır bir yük oluyor. En son örnek; şehrin ortasına yapılan beton refüjler. Neden yapıldığı konuşuldu bir sohbette, sordum; “Büyük şehirler de var, o yüzden.” cevabı verildi. Büyük şehirlerde otobanlarda, şehirlerarası yolların şehir bağlantılarında refüj var evet, ancak şehre girildiğinde şehir içi yolların bölümleri, taşların düzgünce döşenmesi ve ortalarına çiçek ekimi ile olmuş. Aynı bu betonlardan önce, bizim şehrimizde de olduğu gibi. Afyonkarahisar, merkezi küçük olan bir şehir. Şehir merkezinde çok güzel tarihi mekânlar, sokaklar var. O sokaklar, yapılar elden geçirilip restore edileceği, şehir merkezinde yürüyüş alanları, parklar oluşturulacağı, eski okullar, şehirde yaşayan insanların ortak hafızasına hitap eden yapılar korunacağı, Kurtuluş caddesi, Ambar yolu düzenleneceği yerde, küçücük gidiş geliş bir arabalık yola beton refüj çalışması yapılıyor. Biz çalışıyorsa bırakın kurcalamayı, deşiyoruz, bozuyoruz. Sokaklarında yürütecek, gençlerin yaşamak isteyeceği bir şehir olmalı Afyon. Bu da olanı bozup yerine daha kötüsünü koymakla olmaz diye düşünüyorum.

Sanatla, sevgiyle kalın. İyi ki sanat var