Gazeteci Nail Azbay, "Afyon'da milyon dolarlık vurgun" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...
Afyonkarahisar’da sabahın en sessiz vaktiydi.
Karanlık yavaş yavaş dağılırken, şehirde bazı kapılar sertçe çalındı.
KOM ekipleri eş zamanlı olarak üç eve ve bir iş yerine girdi.
Şafak vakti yapılan operasyonun gerekçesi “Şantaj, Yağma ve Tefecilik”ti.
İsimler tanıdıktı. Şehrin önemli firmalarından birinin sahipleri ve onlara danışmanlık yapan bir kişi gözaltına alındı.
Fakat Afyon’da, her zamanki gibi, resmi açıklamadan önce söylentiler dolaşmaya başlamıştı bile.
Kısa sürede herkesin dilinde aynı cümle vardı:
“Bu işte başka bir hikâye var…”
35 YILLIK SADAKAT
Söylenenlere göre bu firma 400’e yakın personel çalıştıran, köklü bir işletmeydi.
Ve o işletmede tam 35 yıldır çalışan bir isim vardı.
Henüz genç yaşta girmiş, çocuk sayılacak yaşta işe başlamış, zamanla firma sahiplerinin güvenini kazanarak her şeyin başına geçmişti.
Kimi ona “ikinci patron” diyordu, kimi “ailenin evladı”...
6 milyonluk araca binecek imkanlara sahipti bu kişi.
O kadar güvenilirdi ki, tek başına imza atmadan tutun, kasalara, imzalara, hesaplara, hatta kiralık kasalara bile onun eliyle girilirdi.
Hikâyenin en acı kısmı da burada başlıyor.
Çünkü güven, bir kez verildi mi geri alınması en zor şeydir.
KASALAR NASIL BOŞALTILDI?
İddialara göre o güven, sessizce istismar edildi.
Kasalar yavaş yavaş boşaldı.
Küçük rakamlarla başlayan çekişmeler, bir gün büyük bir fırtınaya dönüştü.
Ve firma sahiplerine bir sabah gelen mesaj, her şeyi değiştirdi:
“Bu kişiye dikkat edin, sizi patlatacak…”
İlk başta kimse inanmadı.
“Yıllardır yanımızda, aileden biri o,” dediler.
Ama güven, bazen gerçeği görmeyi zorlaştırır.
Patron, “gidin bu mesaj atan kişiden şikayetçi olun,” dedi.
Hala inanmak istemedi.
Sonra bir gün o kişi, patronunun oğluyla birlikte emniyete gitmek üzere yola çıktı.
Fakat oraya hiç varmadı.
Arabadan indi, “Bir yere uğrayıp geleceğim,” dedi…
Ve bir daha geri dönmedi.
ŞAFAK OPERASYONU VE ÇALINAN ‘GÜVEN’
Bir sabah kapılar şafak vakti çalmaya başladı.
Polis ekipleri aynı anda üç ev ve bir iş yerine girdi.
Kasalar, senetler, çekler, belgeler… Her şey didik didik arandı.
Ama kimine göre asıl kayıp, para değil “güven”di.
Ortada dolaşan iddialara göre o kişi, kasaları boşaltmış ve ortadan kaybolmuştu.
Rakamlar korkunçtu; bazı kaynaklara göre 10 milyon dolar (420 Milyon TL) diyen de vardı, çok daha fazlasını söyleyen de…
Aşağıda bir rakamdan bahsedilmiyordu bile…
Bu kişinin 35 yıldır kendisine kayıtsız şartsız güvenen firma sahipleri için “Onlar tefecilik yapıyor,” diyerek işin yönünü değiştirmeye çalıştığı, bu yönde ifade verdiği yönündeki iddialar kulaktan kulağa dolaşıyor.
Hatta firma sahiplerini tefecilikten içeri attırıp, kendisinin şirketi tek başına yöneteceği bile iddialar arasında.
Üç kişi gözaltına alındı, sonra serbest kaldı.
Fakat bu aile için bir şey hala kafeste: İnsana inanmak, güvenmek...
ASIL ÇALINAN NE?
Anlatılan iddialardaki hikâye kısaca bu şekilde…
Elbette emniyetimiz bu konuyu enine boyuna araştıracak ve aydınlatacaktır.
Adalet er ya da geç tecelli edecektir.
Bu konuda şüphe yok.
Şu anda şehirde herkes ne kadarlık bir vurgun yapıldığını konuşuyor.
Eğer bunlar doğru ise şu tespitleri yapmak lazım:
Bence bu hikâyede çalınan şey sadece para değil, sadakat ve güven.
Bu anlatınlar doğru ise o kasalardan çıkan tek şeyin para olmadığını söylemek, bunun da altını çizmek gerek.
Bir ömür boyu verilen emek, güven ve vefa bir anda nasıl tarumar edilebilirdi böyle?
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
“Kasayı doldurmak kolay da boşalan vicdanı, çalınan güveni kim dolduracak?”
Şu anonim sözle bitirelim:
“İnsana güven güzel şey… ama denetimi elden bıraktığında, iyi niyet bazen kendi tuzağına dönüşüyor.”