Gazeteci Nail Azbay, "Afyon Belediye Meclisinde Duyduklarımız / Duymadıklarımız" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...
Geçtiğimiz akşam Belediye Meclisi’ni izledik.
Dediler ki şehir konuşulacak.
Biz de saf saf inandık.
Oturduk, dinlemeye başladık.
Belediye Başkanı senelik izne çıkmış.
Koltuğa da memleket sevdasından bahseden bir abi oturmuş.
Hani şu gece içip içip telefon trafiğiyle ve ilginç çıkışlarıyla tanınan abi…
Kürsüye oturunca birden devlet adamı ciddiyetine büründü.
Memlekete hizmetten bahsetti.
Seçilmiş olduğundan söz etti.
Hizmet için o makamlarda olduklarını falan söyledi.
“Söz konusu memleketse gerisi teferruattır” minvalinde cümleler kurdu.
Güzel cümlelerdi.
Hatta o kadar güzeldi ki, söyleyen kişiyi tanımasak neredeyse inanacaktık.
**
"Sülaleni... Geçmişini..." diyenler
Sonra ikinci gündem maddesine geçildi.
Ve meclis bir anda belediye meclisi olmaktan çıkıp, mahalle arası sözlü düelloya döndü.
Bir amca ayağa kalktı:
“Artist, terbiyesizlik etme!” dedi.
Diğer amca cevap verdi:
“Senin sülaleni” diye girdi cümleye…
Hepimiz derin bir nefes aldık.
Neyse ki cümle “bilirim” diye bitti.
Ortam gerildi.
Herkes nefesini tuttu.
Sonra karşı taraftan cevap geldi:
“Ben de senin geçmişini…” diye başladı cümleye…
Bu sefer geliyor dedik.
Yine tuttuk nefesimizi…
O da “bilirim” diye bitirdi.
Şükür, iki taraf da sadece “biliyorum” seviyesinde kaldı.
Bilgi toplumu olma yolunda önemli bir adımdı.
Ardından salonda şu cümleler yankılandı:
“Otur len yerine!”
“Dağdan gelip bağdakini mi kovacaksın?”
“Nereden dağdan gelmişim len ben?”
“Artist!”
“Kes len!”
Yani anlayacağınız, şehir adına son derece seviyeli(!) bir istişare ortamı vardı.
**
Toplantı arasında ortalık daha da şenlendi
Bu bağırış çağırışlar arasında ayağa kalkanlar, birbirinin üzerine yürüyenler, araya girenler, sakinleştirmeye çalışanları gördük.
Ortalık bir hayli şenlendiği anda meclisi yöneten abi baktı ki memleket sevdası fazla hararet yaptı, 10 dakika ara verdi.
“Herkes sakinleşsin, rahat rahat hizmet edelim” diye düşündü sanırım.
Olmadı.
Bu kez meclis salonu dışında son derece seviyeli ve bir o kadar da derin cümlelerin kurulduğu tartışmalara şahitlik ettik.
Herkesin kameralarına o seviyeli sohbetten dökülenler şöyle yansıdı:
“Senin a… k…”
“S… git…”
**
Toplantının ilginç sonu
Toplantının sonuna doğru ak saçlı bir amca söz aldı.
“68 bin kişinin adına konuşacağım” dedi.
Ne diyeceğini beklemeye başladık.
Bir iki cümle kurdu.
Belediye Başkanının kendi partilerinden yıllardır eleştirdiği partiye transfer olmasına konuyu getirmişti ki…
Meclisi yöneten abi hemen frene bastı:
“Burada olmayan biri hakkında konuşturmam.”
“Reklam yaptırmam.”
“Çık dışarıda konuş.”
“Bitirdim toplantıyı.”
Ve toplantı bitti.
**
Ne duyduk ne duymadık?
Peki biz ne duyduk?
“Artist” duyduk.
“Len” duyduk.
“Sülaleni bilirim” duyduk.
“Geçmişini bilirim” duyduk.
“Senin a… k…” duyduk.
“S… git…” duyduk.
Hırlama duyduk.
İçi boş memleket nutku duyduk.
Peki ne duymadık?
Kentsel dönüşüm duymadık.
Trafik duymadık.
Otopark duymadık.
Afyonspor duymadık.
Sultanlar Ligi’ne çıkan voleybol takımının geleceğini duymadık.
Uyuşturucu belasını duymadık.
Sanayileşemeyen Afyon’u duymadık.
Okulların eksiklerini duymadık.
Selçuklu Mahallesi’nin spor salonu ihtiyacını duymadık.
Yani mecliste her şeyi duyduk.
Bir tek Afyon’un gerçek meselelerini duyamadık.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu insanları kim aday gösterdi?
Kim “bunlar şehri temsil eder” dedi?
Kim “Afyon’un sorunlarını bunlar çözer” diye düşündü?
Ve daha önemlisi…
Biz bu insanları ne için seçtik?
Birbirlerine “artist” desinler diye mi?
Sülale arşivi açsınlar diye mi?
Geçmiş bilgisi yarışması yapsınlar diye mi?
Birbirlerine karşı senin a…. k….. s….. git…diye tarifi mümkün olmayan son derece nezih cümleler kursunlar diye mi?
Yoksa bu şehrin yolunu, suyunu, trafiğini, gençliğini, sporunu, geleceğini konuşsunlar diye mi?
Ben bu satırları yazarken kulağımda hâlâ bir çınlama var.
“Ben böyle meclisi…” diye içimden bir ses de yükselmiyor değil.
Durun, noktaları siz doldurmayın.
Sandığınız gibi değil.
Ben şöyle bitireceğim:
Ben böyle meclisi görünce, Afyon’un sorunlarının neden yıllardır aynı yerde durduğunu daha iyi anladım.
Meğer Afyon’un en büyük sorunu trafik, otopark ya da kentsel dönüşüm değilmiş.
Asıl sorun; bu meseleleri konuşacak ciddiyetin, dinleyecek nezaketin, çözecek aklın ve iradenin aynı salonda bir türlü buluşamamasıymış.