Başak Nakilcioğlu, Büyük Taarruz'un 100. yılı kapsamında Şuhut Çakırözü köyünden Kocatepe'ye doğru düzenlenen 14 kilometrelik Zafer Yürüyüşü'nde yaşadıklarını kaleme aldı. İşte o yazı:

Bu sözün orijinali; Çanakkale Savaşında şehit olmuş atalarımızın, topraklarımızı korumak için gösterdiği insanüstü çabayı anlatmak adına “Geri Dönmeyi Düşünmediler”  olarak kullanılır. Çanakkale savaşı için yapılan paylaşımlarda okumuş, duymuşsunuzdur. 26 Ağustos sabaha karşı aklımda bu söz, başlıkta yazdığım gibi yankılandı sürekli. Hatta “Geri döneceğimizi nasıl düşünmezler?” cümlesine evrildi. Saat 07.00’a kadar “Geri döneceğimizi düşünmediler” cümlesine, sonradan gerçekten de bizim için söylendiğini duyduğum “Geldikleri gibi giderler” cümleleri eklendi ve 26 Ağustos sabahının ayazını, ben ve binlerce yürüyüşe gelmiş vatan evladı; tıpkı belgesellerdeki penguenler gibi çoğumuz ayakta, bir kısmımız çimenlere oturmuş olarak birlikte geçirdik. Aklımızda bir soru, bir cümle: Geri döneceğimizi düşünmediler! Bu nasıl olabilir?

IMG-20220826-WA0011

En başından anlatayım çünkü bu tür hatalar ne sebeple yapılmış olursa olsun, bence kayda geçmeli ve sorumlusu kim ya da kimlerse, o günün ve o türden bir kayıtsızlığın, bizim per perişanlığımızın hesabını vermeli. Tam da bu noktada Nail Bey’e yaşanılanların olduğu gibi yazılmasına verdiği destekten ötürü teşekkür ediyorum. Afyon gibi küçük şehirlerde herkes tanıdık olunca sizden istenen hep susmanız oluyor, ancak siz susarken sizinle ilgili, size sormadan gazetecilik etiği dışında ne dolaplar dönüyor, hep sonradan öğreniyorsunuz. Çok şükür yaşadığımı, gördüğümü anlatacak kelime dağarcığına sahibim. Gazetemiz dışında gözlemlerini aktaran bir yapı göremiyorum, Afyon Postası’nın ilimizde haberciliğe katkısı çok önemli. Burada yazarlara telefon açıp yazı yazdıramazsınız mesela. Benim için bunların yanında dürüst olmak da, atalarımızın mirası. O yüzden şimdi okuyacağınız konuda doğru olan konuşmak. 

Geçen sene yürüyüşe arkadaşlarımızla gelmiştim. Yanımda oğlum da vardı. Yaklaşık üç kilometre kadar yürümüştük. Geçen seneki kısa yürüyüşümüz sırasında, yüksek sesle hoparlörlerden bangır bangır çalınan Genç Osman Marşı, Plevne Marşı ve pek de iyi yürütülemeyen sunum haricinde güzel bir ortam vardı. Yürüyüş yapılan yolun arazi kısmında askerlerimizi görüyorduk ve bize güven veriyordu onları görmek. 

Bu sene oğlum gelmedi, arkadaşlarımın üniversiteye giden oğulları ve arkadaşları, yine bir arkadaşımızın 13 yaşındaki oğlu ile beraber gittik. 25 Ağustos gecesi arkadaşlarımızla önceden kararlaştırdığımız gibi yola çıktık. Saat 23.30 gibi Çakırözü Köyü’ne gelmiş, aracımızı park etmiştik. Arkadaşlarımızla buluştuk, biraz meydanda kaldık. Daha sonra yürüyüşe geçtik.

Gönül isterdi ki, yürüdüğümüz yol 100 yıl önce atalarımızın ayaklarının altındaki haliyle korunmuş olsundu, asfaltlanmasındı. Başka bir yol yapılıp, o asfaltlansaydı ama canlar neler istiyor deyip, hoparlörlerin sesinin azalmasına, ahşap dinlenme yerinde yapılan gereksiz sunumu kaçırmış olduğumuza şükrederek yola koyulduk. Bu sene Kurtuluş Savaşı’nın 100. yılı olması nedeniyle alan o kadar kalabalıktı ki, neredeyse Türkiye’nin her şehrinden vatandaş katılmıştı yürüyüşe. Yoklama yapsanız birçok şehirden, hatta bazı büyükşehirlerin semtlerinden gelecek “Burada” sesi sizi şaşırtırdı. Beni şaşırttı mesela. Sonradan öğrendim ki yürüyüşe katılacak olanlar sosyal medyadan paylaşmışlar zaten.

İnanılmaz güzel bir hava vardı ve çok güzel bir gökyüzü. 100 yıl önce atalarımızın ne düşündüğünü, bu yolu yürüyüp sonrasında nasıl da taarruza koştuklarını düşündük, onların neler hissetmiş olabileceklerini konuştuk aramızda. Kâh şakalaştık, kâh sustuk. 14 kilometreyi çok güzel duygularla yürüdük. Yolda belli kilometrelerde Afyon’ a has bükme, katmer satan köylüler gördük. İçimden keşke satmasalarmış dedim, buradan para kazanmasak keşke dedim. Yürüyüşün ruhuna uygun değildi çünkü ama çok umursamadık, devam ettik. Daha ileride çayımızı 5 liraya aldık, tekrar yola koyulduk. Saat 04.30 gibi yürüyüşümüzü tamamladık. Askerlerimizin dağıttığı üzüm hoşafı ve çorbamızı içtik. Atamızın, atalarımızın özgür bir geleceği görerek baktığı ufka baktık. Yepyeni bir gün doğuyordu. Haydi, artık dönelim diye hareketlendik, dönemezsiniz dediler. Binlerce kişiyiz, soğuk, oturacak yer yok. Telaşlandık tabi, etrafa sormaya başladık. Bazı servisler gördük, bir arkadaşımız bir dernek servisine dışardan camına vurarak seslenmişse de oralı olmamış kimse. “Sabah 07.00’de servisler çıkacak” dendi. Aslında bütün servisler ve özel araçlar bu saatte çıkacak dendi, kimseye izin yok dendi. Giden servisler nasıl gitti bilinmez. Bizim de amacımız Çakırözü Köyü’ne park ettiğimiz aracı almak, gençleri, özellikle 13 yaşındaki oğlumuzu evine götürmek. Ama dediğim gibi giden bazı servislerin ki onlar da aslında dernek servisi, dışında oradan ayrılmak için tek seçenek; yolu geri yürümek. Zaten bu da söylendi; görevliler bize “Dönmek isteyen geri gidebilir” dedi. Bizim, hepimizin buradan Kocatepe’den İzmir’e doğru devam edeceğimizi mi düşündüler, neden 04.30-05.00’den itibaren servisler ring yapmadı, çalışmadı bilinmiyor. Kocatepe’ye yakın bir köy var, o yolu da kapatmışlar oradan da inemiyoruz. Orada tam iki saat bekledik. Ayazda, per perişan, acınası bir halde. Saat 07.00 olduğunda önceden aracıyla Kocatepe’ye gelip park etmiş ve Afyon’a gidecek bir özel araca rica ettik. Bir arkadaşımız Afyon’dan aracıyla bizi almak için bu özel araca bindi. Bir arkadaşımız; 13 yaşındaki oğlumuzun annesi, Çakırözü Köyü’ne park ettiği aracını almak için köye giden servise zor bela bindi. Çünkü servisler o saatte çalışmaya başlayınca perişan olan insanlar, servislere hınca hınç doldular. Servislere binmek çok zorlaştı. Başkasının özel aracıyla Afyon’a giden arkadaşımız 20 dakikada Kocatepe’ye bizi almaya geldi. Köye gitmek için servise binen arkadaşımız o sürede köye gidemedi, çünkü bütün servisler o saatte çalıştığı ve hepsi yolda olduğu için trafik kilitlendi. Birlikte yola çıktığımız diğer arkadaşlarımız servise yoldan binip Çakırözü Köyü’ndeki araçlarına ulaşmak, o kalabalıkta beklememek için yetişkin oğullarıyla geri yola düşmüşler. Fakat 5-6 kilometre geri yürümelerine rağmen servise binememişler. Yolda kendileri gibi geri dönüş yoluna çıkan insanlar, yolda kalan, yolun kenarına bitkinlikten çöken, bayılan insanlar görmüşler. Gerçekten perişanlık, can pazarına dönüşecek bir ortam. Hatta yanlarında asker bir görevliyi aramış “neden daha fazla servis göndermiyorsunuz” diye, görevli askerin yüzüne kapatmış telefonu. Çakırözü Köyüne gidip, aracını alan 13 yaşındaki oğlumuzun annesi, yola geri dönüp arkadaşlarımızı almış, araçlarına bırakmış. 

Şimdi geriye bakıp soruyorum “Biz o gün ne yaşadık gerçekten?” bir de “Niye bunu yaşadık?” Bu yürüyüş kimin sorumluluğundaydı? Şuhut Belediyesi mi? Afyonkarahisar Belediyesi mi? Afyonkarahisar Valiliği mi? Nasıl oldu da, oraya atalarını anmanın gereğini yerine getirmeye gelen bizler, bu kadar umursanmadık? Neden bizim için “Geldikleri gibi giderler” dendi? Ertesi gün bir yakınımız, katıldığı bir etkinlikte şehir dışından gelen vatandaşlara dün geceki yürüyüş nasıldı diye sormuş; Rezaletti demiş, sorduğu kişiler. Haklılar ben de oradaydım. “Afyon işte, Afyonlular işte, ne olabilir ki!” diye de eklemişler. Benim hakkımda, şehrim hakkında bunu söyletmeye, düşündürtmeye, gelen misafirlere bunu yaşatmaya kimin ne hakkı var?

Bu yürüyüşü bu sene kim düzenledi? Bu sonucun sorumlusu kim? Kimse, kendisini bize hesap vermeye, bizlerden özür dilemeye davet ediyorum. Bu davete karşılık “Bilmediğim yerlere gitmem” denecekse yapacak bir şey yok. Yaşadığımız rezillik sonrasında biliyorum birçok kişi aynı şeyi düşündü: “Bu bize bir daha gelmeyin demektir. Bir daha gitmem.” 

Başlangıçta ben de böyle düşündüm. Fakat belki de tersine motive olan son kuşağın temsilcilerinden biri olarak, inadına gideceğim. Seneye Cumhuriyetimizin ilanının 100.yılı. Seneye de gideceğim, ondan sonraki senede. Olması gerekenlerin, atalarının ruhlarına saygı gösterenlerin gerektiği gibi ağırlandığı bir yürüyüş organizasyonu yapılana kadar gideceğim. Çanakkale'de Anzaklar'ın atalarını anmaları için nasıl ki, ne gerekiyorsa yapılıyorsa, kendi ülkemde kendi şehrimde benim de atalarımı anmam için gereken ne ise yapılana kadar gideceğim. “Bir daha gidilmez” diye vazgeçmeyeceğim, “Bunu nasıl düşünmezler?” düşüncesine teslim olmayacağım. Olumsuz hiçbir düşünce için, “Geri çekilmek yok, teslim olmak yok”. Bu güzel inat birleştirdi bizi.

 Her zaman sevgiyle, saygıyla kalın.