Afyon Postası’nın şehirde farklı alanlarda kendini geliştirmiş ve başarılarıyla örnek olmuş isimlerin hayat hikayelerini ekranlara taşıdığı ilham veren belgesel serisinin sekizinci konuğu, deri işleme ustası Fatma Kıvrak oldu.
Kıvrak dericiliğe başlama hikayesini ve yaşadığı zorlukları anlattı:
"Unutulmaya yüz tutmuş el zanaatları üzerine kendimi geliştiriyorum"
"Afyonkarahisar doğumluyum. Üç işletme sahibiyim. Yaklaşık on yıldır geleneksel el zanaatlarıyla uğraşıyorum. Unutulmaya yüz tutmuş el zanaatları üzerine hem kendimi geliştiriyorum hem bu zanaatların uygulamalarını uygulamaya çalışıyorum. Unutulmaması üzerine çıraklar yetiştiriyorum. Deri, el yapımı ve geleneksel el zanaatları derneğimizi kurduk. Türk toplumunun, gelecek nesillerin geçmişte olan bu zanaatları hem yapmaları, hem meslek edinmeleri hem de bu zanaatların unutulmaması için çaba göstermeye çalışıyorum."
"Hobi amaçlı deri kursuna gittim"
Kıvrak, "22 yıl kadar bir özel sektör geçmişim oldu. Son iş yerimden istifa ettikten sonra hobi amaçlı deri kursuna gittim ben. O zamanlar Afyon Belediyesi'nin açmış olduğu Taş Medrese'de ücretsiz deri kursu vardı. Eğitimimi oradan aldım" dedi.
Çantadan tepsilere geniş ürün yelpazesi
Kıvrak, üretim yelpazesini şöyle anlattı:
"Şimdi öncelikle geleneksel olan ürünlerimiz var. Bunlar sabit yaptığımız ürünler, seri çalıştığımız ürünler var ve dikişi özel çalışmalarımız var. Şimdi deride çanta, tablo, aksesuar, anahtarlık, bileklikten tutun da deriden el yapımı yapılabilecek bütün ürünleri yapıyoruz. Bakırlarımızı genelde Antep, Maraş, Mardin'den alıyoruz. Daha önce işlemesi yoktu. Çırağımla birlikte bunun kursunu aldık. Şu anda aldığımız çaydanlığın üzerine işlemeyi kendimiz yapıyoruz. Aldığımız tepsilerin üzerine işlemeyi kendimiz yapıyoruz. Yemeni Ekber'de de bütün Yemeni çeşitlerimiz, sandalet, terlik çeşitlerimiz, Osmanlı çarıkları, çizmeler vs. ürünlerimiz var."

"İlk bileklikle başladık"
Kıvrak, "İlk bileklikle başladık. Daha sonra aşama aşama geçiyorsunuz. Yani olmayan bir şeyden, bir deriden kendinize bir ürün yapıyorsunuz ve onu siz yapıyorsunuz. Dericilik gerçekten güç gerektiren bir meslek" ifadelerini kullandı.
"Bir işin cinsiyeti yok"
Dericiliğin erkek mesleği olduğu algısına değinen Kıvrak, "Erkek işçiliği, o çok doğru. Ama ben şunu düşünüyorum: Bir işin cinsiyeti yok bence. Bir işin gayreti, emeği, çabası ve başarısı var. O yüzden ben işi cinsiyet olarak ayırmıyorum. Ve onu yaptıkça, kendimi zorladıkça ve öğrendikçe tatmin oluyorum" dedi.
"Vitrine bakıyorlar, içeri girince 'Usta siz miydiniz?' diyorlar"
Kıvrak, müşterilerin tepkilerini şöyle anlattı:
"Dışarıdan vitrine bakıyorlar. Sonra içeriye girdiklerinde hep hayal ettikleri işte kilolu erkek bir usta... Sonra beni görünce 'Aa usta siz miydiniz?' diyorlar. Tabii bu hoşuma gidiyor. Çünkü herkes de biraz önce dediğimiz gibi bu erkek mesleğidir algısı oluşmuş. Onu yenmek de güzel bir şey aslında. Onu başarmak da güzel bir şey."

"Tek başıma bu işi yaptığım için beni zorluyor"
Kıvrak, işin zorluklarına ilişkin şunları söyledi:
"İşin yapımında teknik zorluklarla karşılaşıyoruz. Çünkü biz bir ürünü belirli bir sürede tasarlayıp çıkartmak zorundayız. Teknik olarak iş yapımında karşılaştığımız zorluklar var. Tanıtımda yaşadığımız zorluklar var. Piyasayla uğraşıyorsunuz. Bunun maddi alımı, malzemesi vesairesi, piyasada kendi yerinizi oluşturmak, stok, ham madde, satış, yeni ürünler ve takip... Bunlar ben tek başıma bu işi yaptığım için biraz beni zorluyor. Onun haricinde üretime geldiğim zaman üretim benim zevk noktam. O yüzden bitirdiğim anda bu aşamaların hepsini unutmuş, keyifle ürünümü izler buluyorum kendimi."
"Erkekler daha yaratıcı şeyler istiyor"
Müşteri profilini değerlendiren Kıvrak, "Yüzde 80 bayan müşteriye hitap ediyoruz ama genel olarak baktığımızda aslında bayanların istekleri çok sabit ama erkekler daha yaratıcı şeyler istiyorlar. Daha ayrıntıya giriyorlar. O beni çok şaşırtıyor" dedi.
"Aynı cüzdanı 5 defa yaptık"
İlk esnaflık dönemine ilişkin bir anısını paylaşan Kıvrak, "İlk esnaflık dönemimde bir çift cüzdan siparişi aldık. O cüzdanı isteğe göre yapıyoruz. Ama müşterimiz her geldiğinde... Buradan da izlerse tanıyacaktır, kendisine selamlarımı iletiyorum. Her geldiğinde ya ürün ya renk değişiyor. Biz aynı cüzdanı 5 defa yaptık. Müşteri gittiği anda o cüzdan bir başkasına satılıyor. Bu yarım saatlik ya da bir saatlik süreç içerisinde oluyor. En sonunda 5. cüzdanı yaptığımızda artık müşteriyi oturttuk çünkü yanında beraber yaptık ve teslim ettik, bitirdik. O yönde karşılıklı kavgalarımız, atışmalarımız oldu" dedi.

"Müşterinin iyisi de iyi, kötüsü de iyi"
Müşteri ilişkilerine değinen Kıvrak, "Benim ellerimin titreyip de 'yeter artık' dediğim zaman oldu. Yani hep şöyle derler ya 'Allah müşterinin de hayırlısını versin.' Müşterinin de her zaman haklı olmadığı noktalar çıkıyor" dedi ve ekledi:
"Yani iyi anılar da çok güzel, kötü anılar da çok güzel. Neden? Hepsinin öğretici bir tarafı var. Hepsinin size enerji veren, işinizin ilerlemesini sağlayabilmeniz için gerekli olan şeyler. Yani müşterinin iyisi de iyi, kötüsü de iyi."
"Kan, ter, ruh, beden"
Kıvrak, el emeğinin değerini şöyle anlattı:
"Alıyorsunuz sıfırdan. Ona saatlerinizi, gecelerinizi, zamanınızı, emeğinizi harcıyorsunuz. Bazen ellerimizin patlayıp kanadığı zamanlar oluyor. Kan, ter, ruh, beden... Hepsiyle bir bütün çalışıyorsunuz. Sonra bitirdiğinizde onu karşınızda izlerken 'ya bak bu buradan buraya geldi'... Bir de hani hayalinizle o birbirini tuttuğu zaman inanılmaz bir keyif alıyorsunuz."
"Pes etme noktasına geldim ama yıkılmadım"
İş hayatındaki zor döneme ilişkin Kıvrak, "Yani çok çile çektiğim zamanlar oldu. Kirayı ödeyemediğim zamanlar oldu. Sipariş alıyorum, malzemeyi alamadığım zamanlar oldu. İşin ikinci yılında falan eşyaları koliledim. 'Ben artık yapamadım' deyip pes etme noktasına geldim. Bir iki gün sürekli ağladım. 'Neden yetişemedim?' diye. Ki piyasa ekonomisi çok belliydi. Onda da şey dedim: 'Hani bunda senin bir suçun yok.' Aslında hani senin talebin var. 'Ayağa kalk ve başar' dedim. Bu şekilde devam ettim. Yıkılmadım yani pes etmedim" ifadelerini kullandı.
"El yapımı ürünün sıcaklığı daha farklı"
El yapımı ürünlerin değerine dikkat çeken Kıvrak, "El yapımı ürünlerde ikincisinde, üçüncüsünde, dördüncüsünde ben aynı çantayı on tane yapsam da hepsinin özellikleri birbirini tutmuyor. El yapımı ürünlerde el yapımı yapan zanaatkarlara baktığımız zaman o zanaatkar ruhunu o ürüne veriyor ve o yansıyor. El yapımı ürünün sıcaklığı daha farklı" dedi.
"Unutulmaya yüz tutmuş çoğu zanaat bilinmiyor"
Kıvrak, "Ama insanlar ve gelişmiş teknoloji sayesinde insanlar daha çok daha rahat ulaşabilecekleri işte diğer hazır ürünlerde piyasa farkları ve fiyatları daha farklı. Bu sebeplerden ve zaten unutulmaya yüz tutmuş çoğu bilmiyor bile. Bilmediklerinden dolayı el yapımı ürünlerin günümüzde çok değeri kalmadı. Yapan ustalarımız çok kalmadı. Eski dönemlerdeki gibi işte bir işi yaparken çırak yetiştirme olayı çok kalmadı. Bu sebeplerden dolayı gerçekten çok değerli ve hak ettiği değeri görmüyor maalesef" diye konuştu.
"Tek hedefim bu zanaatların yaşaması"
Kıvrak, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ben bu işle ilgili iki ya da üç kişiyi yetiştirebilirsem ve bu işi devam ettirebilirlerse tek hedefim bu. Olmak istediğim yer bu. Hani ben çok çok yapayım, işte dünya kadar şubelerim olsun, çok para kazanayım derdine değilim. Ben bu zanaatlar yaşasın derdindeyim. O yüzden usta-çırak eski dönem ilişkisini işte çırakların da ustası gibi yeni yeni şubeler açıp o işi devam ettirmelerini istiyorum. O yüzden bu meslek ölmesin. Diğer el yapımı meslekler de ölmesin. Bunlar çok değerli şeyler. Biz değerlerimizi kaybetmemeliyiz. Biz bunlarla varız ve bunlarla var olacağız. Geleneksel el yapımı yapanlara gerekli değerin verilmesini çok çok istiyorum. Ve herkese... Çocuklarını mesela yaz tatillerinde bu da bir hobidir bir meslek edinilebilir. Bu tür yerlerde işte çırak olarak versinler, hayatı öğrensinler. Unutulmaya yüz tutmuş zanaatların hiçbiri unutulmasın. Bu 'unutulmaya yüz tutmuş' adı kalksın. Zanaat olarak devam etsin. Neden unutulasın ki? Biz tarihimizi unutuyor muyuz?"




