Beyannamede göller, akarsular, baraj gölleri, sulak alanlar ve yeraltı sularının yalnızca kullanılabilir su rezervleri olarak görülmemesi gerektiği belirtildi. Bu kaynakların biyolojik çeşitlilik, tarımsal üretim, gıda güvenliği, halk sağlığı ve bölgesel kalkınmanın temel unsurları olduğu vurgulandı.
Havza Temelli Yönetim Önerisi
Su yönetiminde idari sınırlar yerine doğal havza sınırlarının esas alınması gerektiği belirtilen beyannamede, yer üstü ve yer altı suları ile sulak alanların birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi istendi. İçme suyu, tarımsal sulama, sanayi, enerji ve balıkçılık gibi faaliyetlerin yanı sıra ekosistemlerin su ihtiyacının da planlamalara dahil edilmesi çağrısı yapıldı.
Mikroplastik ve Yeni Nesil Kirleticiler Tehdit Oluşturuyor
İç su ekosistemleri açısından mikroplastikler, pestisitler, evsel ve endüstriyel atık sular ile farmasötik kalıntıların giderek büyüyen bir tehdit oluşturduğu belirtilirken, kirlilikle mücadelede kirleticilerin kaynağında azaltılması ve uzun vadeli ekolojik etkilerinin araştırılması gerektiği ifade edildi. Su kaybı riski taşıyan göller ve sulak alanlar için alana özgü koruma ve yönetim planları hazırlanması istendi.





