Afyon Postası ekipleri Ankara’ya gitti.

Afyon Postası İmtiyaz Sahibi Gazeteci Nail Azbay Ankara’da Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ile özel röportaj gerçekleştirdi. Ağıralioğlu röportajında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Yavuz Ağıralioğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Hukuken bunun adı dolandırıcılık”

“Konuşulan rakamlar çok büyük rakamlar. Bu TL’den para 6-0 silindiği için milletin para hafızasında bu rakamlar biraz küçülmüş gibi geliyor olabilir. 30 yıllık köprü, otoyol gelirimizin 3 katı. Yani 90 yıllık gelir gibi düşünün. Yani 30 yıl köprülerimizi, otoyollarımızı özelleştireceğiz. Oradan kazanmayı hesapladığımız gelirin 3 katı dolandırıcılık. 3 katı buharlaşan para. 3 katı suistimale konu olan para. 500 bin insan mağdur. 500 bin kişinin aileleriyle hesaplarsanız belki 2 milyon kişinin. Borsadaki zararı hesaplarsanız 4-5 milyon kişinin etkilendiği büyük bir krizle karşı karşıyayız.

Burada bir şey var. Bir dolandırıcılık. Böyle tarif ediyorlar. Yani hukuken bunun adı dolandırıcılık. SPK Kanunu’nun 106, 107. maddesine giren, bu tanımla ifadelendirilen suçun parantezinde bu. Konuşulanların hepsi. 18,5 milyar dolar. 19 milyar dolar. Borsadaki zararı ekleyince işte bunun birkaç katı milyar dolar. 50-60 milyar dolardan falan bahsediyorlar. Elimizde resmî verileri bilebilme imkânımız olmadığı için söylüyoruz ama fon krizine bağlı, 7 şirkete bağlı, mevcut hisselere bağlı para büyüklüğü 18,5 milyar dolar. Öyle diyorlar.”

Whatsapp Image 2026 10 07 At 11.56.12 3

“Vatandaş çünkü fonuna kadar soyulmuş”

“Şimdi bu ilk açıklanan, daha doğrusu vesilesiyle ortaya çıktığı için ismi tartışılan eski bakanımızın peşinden açıklanması gereken diğer listeyi merak ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanlığının iradesi şöyle önemli bu işle alakalı. Genel olarak muhalefette, efendim, iktidara karşı şöyle bir tenkit vardır: “Kendilerinden olunca kapatmaya çok heveslidir iktidar.” demeyi çok seviyor muhalefet. Bu sözü de boşa düşürmeyecek kadar haklılık imkânımız var geçmiş sicillerinde.

Ben bunun iki türlü değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birincisi, bu suistimale, bu kabahate, bu kusura, bu dolandırıcılığa kasten, sehven bulaşmış; nüfuzuyla, pozisyonuyla, siyasi yakınlığıyla kim varsa... Sayın Cumhurbaşkanı böyle şeddeliyor konuşmayı. “Kime değerse, kime dokunursa, yakına uzağa bakmadan sonuna kadar...” falan diye bir şey diyor Sayın Cumhurbaşkanı. Ben de bu iradeyi kıymetli buluyorum.

Yani vatandaş, sonuna kadar bu mağduriyetle ilgili bütün detayları öğrenmeye hakkı olan. Milletiniz bunu bilmek zorunda. Milletinize bunu anlatmak zorundasınız. Vatandaş çünkü fonuna kadar soyulmuş. Kafiye yapmışlar. Fonuna kadar soyulanların hakkını sonuna kadar araştırmak zorundasınız. Güzel.”

“Tarihin en büyük sazan sarmalı”

“Adalet Bakanımız bu süreçle ilgili bir hassasiyet taşıyor. Bu taşıdığı hassasiyeti sonuna kadar götürsün. Efendim, açıklanması beklenen işte diğer köpek balıkları. Yani bu tarihin en büyük sazan sarmalı. Böyle diyor Mahmut Bey. Saadet Partisi’nin genel başkanından duydum. Güzel bir söz bu: Tarihin en büyük sazan sarmalı.

Yani küçük yatırımcıyı kastederek onları tuzaklayan, onları buraya çekip üstlerine boca eden bir kazanma azgınlığından bahsediyoruz. Yani beş para etmez şirketlerin, borsaya açılması mümkün olmayan şirketlerin speküle edilerek değerli hâle getirilmesi, sonra da küçük yatırımcının bin sene dursalar o fiyatlara gelmesi mümkün olmayan hisse değerleri üzerinden ellerinden paralarının alınmasından ibaret büyük bir dolandırıcılık bu.

Bu dolandırıcılığa bulaşmış kim varsa ortaya çıkması, sistemin temizlenmesi, partiye bulaşmışsa partinin temizlenmesi, sistem çalışmıyorsa sistemin düzelmesi yahut AK Parti’nin bu iktidar dönemindeki denetimsizlik, kontrolsüzlük diye eleştirdiğimiz şeyin, devletin denetim mekanizmaları, sensörleri çalışmıyorsa onların niçin çalışamadığının muhasebesinin yapılabilme imkânıdır bu.

Büyük bir kriz bu. Büyük bir hırsızlık bu. Büyük bir dolandırıcılık bu. Büyük bir suistimal bu. Şimdi bu suistimalin önü arkası, devletin, milletin geleceği için yeni bir sayfa açabilmeye imkân verecek şekilde yönetilmelidir. Bunun yolu nedir? Şeffaflık. Bunun yolu nedir? Denetim. Bunun yolu nedir? Sonuna kadar gitmek. Kime değerse değsin araştırmak.”

“İktidar, kimsesizlerin dolandırılmasına müdahale etmek zorundadır”

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın siyasi takdiminde kendisinin de sevdiği, onu sevenlerin de böyle takdim etmeye bayıldığı bir tarif var biliyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı için “kimsesizlerin kimi” demeyi çok severler. Şu anda konuşulan rakamlar üzerinden mağdur olanlara bakınca, kimsesizlerin kimi olduğu ile övünen bir iktidar, kimsesizlerin dolandırılmasına müdahale etmek zorundadır. Kimsesizler dolandırılmıştır. Memleketler, “Kimsesizlerin kimiyim.” diyorsanız bugün kimsesizlerin kimin kimi olduğunuzu gösterme zamanıdır. Çünkü kimsesizler dolandırıldı.

Efendim, cezası var. Burası hukuk devleti. Kanuna, kurala riayet ederseniz her suçun bir cezası var. Uygularsanız var. Müeyyidesi var, tarifi var, tanımı var. Her şey var. Bizim memleketimiz eskiden iyi kötü bir kanun devletiydi. Şimdi hukukun keyfîleştiği bir dönem yaşıyor gibi bir algı oluşuyor. Bu algıyı da düzeltmenin yolu şu: Bizim kanunlarımız da var efendim. SPK Kanunu da var. 106, 107. maddede bunlar var. Tarif edilmiş yani. Nüfuz kullanmak, bilgi alarak avantajlı duruma gelmek. Bunların hepsinin, tarif edilmiş suçların cezaları da var.

Bunlar üzerine yürüyecekler. Çok basit. Adalet Bakanımız zaten bilir. Süreci sonuna kadar takip edecek. Kime giderse gitsin iradesini Sayın Cumhurbaşkanı da göstermişse sonuna kadar gitsin. Bu 890 milyarlık bir paradan bahsediliyor, ne kadarsa. Rakamları onlar konuştuğu için sağlıklı bir rakam veremiyoruz ama 18,5 milyar dolar diyorlar.”

Whatsapp Image 2026 10 07 At 11.56.12

“Kanunlar, kurallar kime değerse değsin uygulansın”

“Efendim, kim milyar ortaya çıktıysa? Kalan liste kimlerden oluşuyor? Kimler avantajlı? Kimler bir 3-5 daire parası yatırıp 100 daire, 500 daire alıp çıkmış? Kimler mesela 5-10 milyon yatırıp, kimler mesela 500 milyon, 1 milyar, 2 milyar almış? Katrilyon yani, eski parayla almış çıkmış. Bu listeyi görelim.

Sonra bunlar böyle iade edilince falan, böyle sembolik şeyler yapılıyor falan... Böyle değil efendim bu işler. Yani onun da şartları belli. Bizim memleketimiz medeni bir ülkedir. Her ne kadar bu son dönem hukukun birtakım eleştirilere konu olan, siyasetin gölgesinde kaldığı efendim tenkidi varsa da bizim ülkemiz medeni bir ülkedir. Kanunlarımız da vardır. Eksiği gediği vardır kanunların. Uygularsanız ama hakkı sağlayacak kadar tecrübesi ve derinliği de vardır. Yani bir hukuk tecrübemiz de vardır. Bir hukuk derinliğimiz de vardır. Devlet kapasitemiz de vardır bizim. Tekneyi bekliyoruz efendim. Kanunlar, kurallar kime değerse değsin uygulansın.”

“Eskiden siyasetçiler milletin sorunlarını konuşurdu şimdi millet siyasetçilerin sorunlarını konuşuyor”

“Eskiden siyasetçiler milletin sorunlarını konuşurdu. Şimdi millet siyasetçilerin ve siyasetin sorunlarını konuşmak zorunda kaldı. Yani memlekete derman olması gerekenler, hastalıklara şifa olması gerekenler hastalık sebebi oldular. Hastalığın bizzat sebebi oldular. Hastalar doktorları konuşmaya başladı. Böyle düşünün. Yani eskiden doktorlar hastaları konuşurdu. Şimdi hastalar doktorları konuşmaya başladı. Hastalar kendi hastalıklarına sebep olan doktorların niçin böyle davrandıklarını anlamaya çalışıyorlar. Bunca hastalığın arasında. Bunca derdin arasında.

Dolayısıyla siyaset aşındı, itibar kaybetti. Siyaset uzun zamandır sorun çözme kabiliyetini kaybetti, uzunca zamandır dertleri olan insanları göremez hâle geldi. İktidar milletten koptu, iktidar sorunları çözme mesuliyetinin olduğu yerden koptu. İktidar, iktidarını korumak gibi bir duyguyla memleket yönetimine nezaret ediyor. Eskiden milleti koruyan iktidarın, şimdi siyaset iktidarın kendisini koruma hevesine kurban gittiğimizi düşünüyorum. Kendisinin makamını, mevkisini korumak gibi bir duygu şu anda yönetim şehveti hâline geldi.”

“Milleti unuttular, devleti unuttular, adaleti unuttular”

“Yani görebildiğim şey şu: Eskiden milleti, eskiden devleti, eskiden hakkı, eskiden sahipsizliği, eskiden memleketin sorunları çözülerek geleceği inşa etmeye çalışanlar kendilerini, makamlarını, mevkilerini, konumlarını, pozisyonlarını korumaya çalışıyorlar. Milleti unuttular, devleti unuttular, adaleti unuttular. Milletin sorunlarını çözmeyi unuttular. Millete verdikleri sözleri unuttular.

Dolayısıyla bu gördüğünüz manzara oluştu. Muhalefet de bu anlamda çok ritimli, kondisyonlu olamayınca memlekette siyasete karşı genel bir kahır, genel bir sitem, genel bir şikâyet oluştu. O yüzden siyasete güveni yeniden inşa etmek zorundayız. Siyasete güven de “Daha iyi bir ülke mümkündür.” iddiasıyla oluşabilir.

Türkiye, genel görüntüsü şöyle olan bir ülke hâline geldi: Her sabah operasyona maruz kaldığımız, her sabah sansasyonel operasyonlar duyduğumuz, çetelerin, mafyaların, uyuşturucu bahis tezgâhlarının, kaçakçılığın, katilliğe varan büyük kalkışmaların, cinayetlerin, suistimallerin, rüşvetlerin, yolsuzlukların inanılmaz bir kakofoni var görüntüsü.

Yani böyle memlekete... Anadolu’da bir söz vardır: “Kavgalı eve kız vermezler.” diye. Böyle bu kadar hukukun, bu kadar kaosun, bu kadar operasyonun, bu kadar mülkiyet haklarının, bu kadar belediye operasyonlarının, transferlerin, rüşvetti, yolsuzluktu, çeteydi, mafyaydı... Bu haber akışını izleseniz bizim memlekette büyük bir kaos varmış gibi algılanabilir bu. Yani bu ülkenin hâli ne?

Yani AK Parti’nin şu anda özellikle Adalet Bakanımızdan sonra, Akın Bey’den sonra operasyonları çok arttı biliyorsunuz. Sayısında da artış var, mahiyetinde de çok artış var. Şimdi bir cihetten bunları ben çok kıymetli buluyorum. Ama bir cihetten de şöyle bir tarafını ihtiva ediyor bu: Bu, AK Parti’nin kendi geçmişli operasyon gibi. Aslında öyle.”

Whatsapp Image 2026 10 07 At 11.56.13 2

“Bu kadar sorunu da kendi döneminde biriktirdiğine göre memleketi doğru yönetememiş demek”

“Yani 25 yıldır iktidardaysanız, Adalet Bakanımız da operasyon olarak geçmiş dönemler mukayese edildiğinde operasyon dediği şeyleri yüz kat arttırmışsa, ki hepsi bir şeye dayanıyorsa bunların, dolayısıyla bunun muhasebe edilmesi gereken bir yer daha var. Biz geçmişte neyi hatalı yaptık ki bu kadar sorun birikti? Geçmişte hangi kabahatimiz yüzünden neler boşluk bulabildi ki bu kadar insanlar, bu kadar suistimale, bu kadar hırsızlığa, bu kadar çeteye, bu kadar bahis tezgâhlarına, bu kadar kumanzaya, bu kadar uyuşturucuya... Bu nedir yani? Bu neyi ihmal ettik ki bu kadar operasyonla, bu kadar kabahatli kusurlu adam toparlamak zorundayızın muhasebesini de gerektiriyor bu bence.

Bu şu anlama geliyor: Seçim anlamına geliyor. Bu, nöbet değişikliği anlamına geliyor. Bu aslında memleket yönetilemediği anlamına geliyor. Yani AK Parti bir cihetten kendi geçmişiyle de hesaplaşıyorsa, bu kadar sorunu da kendi döneminde biriktirdiğine göre memleketi doğru yönetememiş demektir. Bu onun aslında bir cihetten ifadesidir.

Dolayısıyla Anahtar Parti bu işe şöyle bakıyor: Memleket kapasitesine uygun yönetilemiyor. Memleket doğru yönetilemiyor. Memlekette bu kadar soruna sebep olan şeylerin yeniden ele alınması lazım. Bir sistem lazım, bir plan lazım, bir ciddiyet lazım, bir kanun devleti, bir kural devleti, bir hukuk devleti; demokrasi standartlarımız, ifade hürriyetimiz, ticaret bandımız, üretim rekabet alanımız, eğitimimiz, her şeyimiz yeniden ele alınmak zorundadır.”

“Artık memleketin ufkuna daha iyi bir ülke için seçim düşmüştür”

“Memleket bütün bunların olmasını istediğimiz bir siyasi koridora girdi, seçim koridoruna girdi. Bu, bu gördüğünüz olur. Bence bu seçim koridorudur. Seçim artık siyasetin gündemine düşmemiştir, milletin gündemine düşmüştür. Seçim milletin gündemindedir.

Emeklinin gündemidir seçim. Niye? Geçinemiyor. Çocuklarımızın gündemidir. Niçin? İşleri yok. Okuyamıyorlar. Efendim, bursları yetmiyor. Yurtları yetmiyor. Efendim, işleri olmuyor. Annelerin gündemidir. Pazara çıkamıyorlar. Alışveriş yapamıyorlar. Babaların gündemidir. Harçlık veremiyorlar. Seçim artık memleketin gündemidir.

Gördünüz mü nasıl? Üretici ilk defa üreterek batıyor. Böyle bir şey gördünüz mü? Üreterek batıldığı bir dönem. Üretmeye devam etmeye karar veren, “Vatan borcu ödüyorum, üretmeye devam edeceğim.” diye mi batıyor? Konkordato sırasındaki firmaların gündemidir seçim. Esnafın siftahsızlığı var. Esnafın gündemidir seçim. Çiftçinin gündemidir. Tarlada kaldı ürün. “Ya biri kaldırabilir mi? Para da istemiyorum.” diyecek hâle geldi çiftçi.

Yazar kasa işini çok önemsemeliyiz. AK Parti’yi ne getirdi efendim? Bir yazar kasa. Evet, bak. Sembolü şudur. AK Parti’nin gelişi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın da çok zikretmekten böyle şey yaptığı, hoşlandığı bir şeydir. Yani “Beni ne getirdi?” derken tarif eder onu. Der ki: “Biz böyle durduk yere gelmedik. Kardeşim, biz geldiğimizde millet yazar kasalarını fırlatıyordu sizin önünüze. Geçinemiyoruz diye.” 25 yıllık iktidardan sonra artık millet yazar kasayı geçmiş, canlarını fırlatıyorlar siyasetinden.

İntihar ediyorlar. Artık memleketin ufkuna daha iyi bir ülke için seçim düşmüştür efendim. Görünen odur.

Bu sistemin düzelmesi lazım, bir. Aslında eskiden toplum mecliste ne kadarsa o kadar hissedar oluyor. Toplum bozulmadan mecliste hissedar olacak şekilde aslında yara alıyor. Basın da yara alıyor, iş dünyası da yara alıyor, STK da yara alıyor. Yani aslında biz insanı kaybetmeye başladık.

Bunun bütün emareleri görünüyor. Siyasette de görünüyor, ticarette de görünüyor, STK’larda da görünüyor, sivil toplumda da görünüyor. Yani bizim insan kalitemizde bir aşınma var. Bu aşınma her tarafı bozuyor. Nereden düzelteceğimize karar vermeliyiz.

Ben sistemden düzelmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Yani kuralı koyacağız. Koyduğumuz kurala uyacağız. Uymayanları cezalandıracağız. Cezayı uygularken de eşit davranacağız. Bu mekanizma üzerinden yürüyebiliriz.”

“Siyasetin haddini bildiği bir yerde durmasını temin edeceğiz”

“Siyasetin istisna olmaya heves ettiği, efendim, iktidar olanın, iktidar gücünü elinde bulunduranın korunabildiği, iktidarda olanın “Bal tutan parmağını yalar.” gibi takdim edilebildiği, zengin-fakir ayrımında iktidara yakın olmanın nimet, iktidara uzak olmanın külfet anlamına geldiği memleketi toparlamakta çok zorlanırsınız.

Buralar bozulmuş. Buralar bozulunca her şey bozulmuş. O yüzden Türk milleti için konuşacağımız şey bir siyasi lakırdı değildir efendim. İnsanı toplayacağız. İnsanı toplamanın yolu, sistemi toplayacağız. Sistemi toplamanın yolu, bir mekanizma kuracağız. Mekanizmayı kurmanın yolu, memlekette 86 milyonu ailemiz sayacağız.

Bu memleketin büyük kapasitesine inanacağız. Devletin büyük kapasitesine inanacağız. Memleketin büyük girişimciliğine inanacağız. Topraklarımızın, ticaret imkânlarımızın, pazara ulaşma fırsatlarımızın hepsini kasaya koyacağız.

Şunun cevabını vereceğiz efendim: Türkiye, 85 milyon, bu ekonomik şartlarda, bu sosyal şartlarda, bu hukuk standartlarında yaşıyor. Bundan daha iyisi mümkün müdür efendim? Mümkündür. Bunun 10 katı mümkündür efendim. Biz buna inananlardanız.

Eğer hükümet diyorsa ki “Bu kadar olur.”, ne kadar olduğunu göstereceğiz onlara. O yüzden memlekette demokrasi de yüksek standart ister, yaşam da yüksek standart ister, eğitim de yüksek standart ister. Efendim, üretim de yüksek standart ister, çocuklarımız da ister, sokakta güvenlik de herkes ister.

Bu yüksek standartları getirmemize ne engel efendim? Hükümetin gücü mü? Yok. Var. Hükümetin gücü var. Her şeyi yapmaya gücü var. Niye yapmıyor efendim? Çünkü yapabilme kapasitesini yitirdi.

O yüzden memlekette bir görev değişikliği lazım. Memlekette bir nöbet değişikliği lazım. Bu nöbet değişikliğine bağlı olarak Türkiye’de yaşam kalitemizi yükseltmenin yolu şudur efendim: İnsan kalitemizi yükselteceğiz. İnsan kalitemizi yükseltmenin yolu, efendim, eğitim kalitemizi yükselteceğiz. Eğitim kalitemizi yükseltmenin yolu, bilene itibar edeceğiz. Bilene itibar etmenin yolu, siyasete had bildireceğiz. Siyasetin haddini bildiği bir yerde durmasını temin edeceğiz.”

Whatsapp Image 2026 10 07 At 11.56.13

“Biz büyük milletin küçük evlatlarıyız”

“Efendim, bütün bunları sağlamanın yolu, adaleti bütün bu yaptıklarımızın üstünde miğfer edeceğiz. Mekanizma hep belli. Türklerin tarihi bu başarı hikâyeleriyle de doludur. Bu başarısızlıktan kaynaklanan bedelleri ödemek tarihleri de doludur. İkisine de imkân vardır.

Biz Türkler işlerimizi iyi yapınca ne bulduğumuzu, işlerimizi kötü yapınca başımıza ne geldiğini biliriz efendim. Dolayısıyla AK Parti’ye de bakınca iyi olunca ne olduğunu, kötü olunca ne bulduğumuzu biliyoruz. AK Parti’nin iyi olduğu dönemlerde nasıl iyi olduğumuzu temin ettiğini biliyoruz. Şimdi kötü olduğumuzda ne sebep olduğunu da biliyoruz. Bütün bunları mukayese etmek için yüzlerce örnek var, onları da görüyoruz.

Biz sadece farklı bir şey söylüyoruz. Parti kavgası vermiyoruz. Memleket mücadelesi veriyoruz. 86 milyon ailemizdir diyoruz. Partili partisiz umurumuzda değil. Rozet, parti telaşı, lider kavgası falan umurumuzda değil. Türkiye’yi lider yapma iddiası taşıyoruz. Türkiye lider olsun. Büyük liderlik iddiasında bulunmuyoruz. Biz büyük milletin küçük evlatlarıyız. Bizim milletimiz büyük, devletimiz büyük. Biz devletimizi milletimize ayağa kaldıracağız. Buna inanıyoruz.

AK Parti Afyon’da Özgür Kavak’ın 75 kişilik yeni yönetimi belli oldu: İşte isim isim liste
AK Parti Afyon’da Özgür Kavak’ın 75 kişilik yeni yönetimi belli oldu: İşte isim isim liste
İçeriği Görüntüle

O yüzden demokrasinin hakkı geldi mi? Temsilin de hakkı gelir. Temsilin hakkı geldi mi? Egemen milletse milletin tercihine imkân bulunabilir. Milletin tercihine imkân bulundu mu? Milletvekili kendini seçen milletine sorumlu olur.

Efendim, genel başkanların kontenjanı da olur. Genel merkezlerin tasarrufu da olur. Ama milletin de iradesinin tecelligâhı da Meclis. Millet de iradesini Meclis’te temsil edecek evlatlarını seçebilmelidir. Denetim mekanizmaları çalışabilmelidir. Bunların hepsi sistem meselesidir. Bunların hepsi bir plan meselesidir.”

“Seçim bekliyoruz, sandık bekliyoruz”

“Bunlarla ilgili AK Parti’nin bize verdiği şöyle bir imkân vardır: AK Parti bir turnusol kâğıdı gibidir. Bu 25 yıla muhasebe imkânı gibi bakarsanız ne olunca iyi oluyor, ne olunca kötü oluyor? Bunları muhasebe edersiniz. İyi olduğumuz zamanlar var mıydı efendim? Vardı. Şimdi kötü müyüz efendim? Evet. Ne kötü oldu, niye kötü oldu? Bunu da bileceğimiz imkân var.

Bunların hepsini ayağa kaldıracak kadar aklı da vardır. Bu ülkenin imkânı da vardır, fırsatı da vardır. Seçim bekliyoruz. Sandık bekliyoruz. Düzelecek her şey diye inanıyoruz.

Gündem çok yoğun. Medya çok kapalı. Gündem sansasyonel olarak değişiyor. Ya şöyle düşünün: Bir gün kalkıyorsunuz butlan. Ertesi gün kalkıyorsunuz fon. Bir gün kalkıyorsunuz uyuşturucu. Ertesi gün kalkıyorsunuz operasyon. Bir gün kalkıyorsunuz mafya. Ertesi gün kalkıyorsunuz... Her gün bir sansasyonel iş.

Ve bu memlekette siyasete ve siyasetçiye güvenin az kalmasına sebep olan bir enflasyon-faiz sarmalı var. Yani millet bu fakirliğin sorumlusu olarak çok haklı olarak siyasetçileri gördüğü için siyasete ilgi de azalır.

“Siyaset çok pahalı bir iştir”

“Yeni kurulan bir parti için 5 sene o coşkuyu taşımak çok zordur. Yani bir partinin 5 yıl büyük bir maraton koşusu olarak aynı enerjiyi taşıması çok mümkün değildir. Medya yok. Bu büyük bir maddi konfor gerektirir. O maddi konfor... Bizim arkadaşlarımız kendi gayretlerinden, kazandıklarından, toplayabildiklerinden, artırabildiklerinden siyaset yapıyorlar.

Siyaset çok pahalı bir iştir. Bu pahalı işi 5 sene boyunca, bu büyük maratonu omuzlayacak, göğüsleyecek, enerjisini, heyecanını diri tutacak falan... Bunlar çok zor işlerdir. Seçimlerden 5 yıl önce kurulmuş bir partinin 5 yıl pedallaması, 5 yıllık bir maraton koşması ve yola çıktığı, başlangıçtaki fırladığı gibi koşabilmesi çok zordur.

Maratonu tamamlayacağız. Tamamladığımız maratonda ipi göstereceğiz. Ama ondan sonra memleketi ayağa kaldıracağız. O yüzden bu 5 yıl, bu gördüğünüz şey, bizden kaynaklanan kısmı 5 yıllık olması. Memleketten kaynaklanan kısmı çok muazzam gündemlere, memleketin gündemini sarsacak ve bu işlerde yeni kurulan bir partiden daha mühim sorunlarımız var duygusu. Ya da onları görmekten daha mühim sorunlar konuşmak zorunda bırakılmış.

Bir siyasi ortam var. Bu siyasi ortam bu dediğiniz sonucu verebilir. Çok büyük bir zorlukla siyaset yapıyoruz. O yüzden iyi geldik, baraj sınırına geldi partimiz. Önümüzdeki dönemde namzet olacağız. Yani ben Türk siyasetinin önümüzdeki dönem Meclis’te güçlü temsilinde, sonra da hizmetini görebilmek imkânıyla 86 milyonun tercihinde olacağımıza çok inanıyorum.”

“Bizim gücümüz paramızdan değil, kalbimizden”

“Ekonomik gücümüz yok efendim. Kalbimizin gücü var. İnançlıyız efendim. Memlekete borcumuz var. Memleket için daha iyisinin olduğunu düşünüyoruz. Memleket için kazanmış insanların memleketimi, evlatlarıma, bırakıp gideceğim yurduma borcumu ödemek duygusuyla biz bu partiyi ayakta tutuyoruz.

Dolayısıyla gücümüz de paramızdan değil, kalbimizden. Gücümüz bizim maddi konforumuzdan değil, vazgeçtiğimiz konforumuzdan. Biz memleketimiz için konforundan vazgeçmiş insanlarız. Yani bizim gücümüz, siyasi gücümüz, maddi konforumuz diye takdim ediliyor; oradan değil efendim. İnancımızdan, samimiyetimizden, gerçekliğimizden, terbiyemizden.

Bizim gücümüz, siyasi olarak gücümüz, paramızdan değil efendim. Bizim gücümüz siyasi nezaketimizden, sorumluluğumuzdan. Bu mücadelede parti kavgasını değil, memleket mücadelesini verme hassasiyetimizden, asaletimizden geliyor.

Onu öyle görüyorlar. Zannediyorlar ki bu memlekette her şey parayla oluyor. Her şey parayla olmuyor efendim. Bu memlekette bizi iktidara, millet hizmetiyle buluşturacak olan şey maddi değil efendim, manevi. Sorumluluk efendim, ciddiyet efendim. Memleket için fedakârlık yapma hassasiyeti efendim.”

“Anahtar Parti milletin kalbine kurulmuş bir parti”

“Dolayısıyla Anahtar Parti bu hassasiyetle kurulabildiği için bir senede 800 teşkilat açabildi. Milletin kalbine kuruldu. Millet kendi kurdu. Ben kurmadan evvel istişarelerimde diyordum ki partiyi kurmak fiziken kurucularını yazıp Yargıtay’a vermekten ibarettir. Verirsiniz. Ama o değildir efendim. Milletin kalbine kuracaksınız. Kalbine kurdu mu çok kolay kuruluyor. Kalbe kurdunuz mu gerisi geriyor.

Anahtar Parti milletin kalbine kurulmuş bir partidir. Bu gördüğünüz şey maddi konfordan değil, inançtan kaynaklanmıştır. Doğru zamanda çıkmaktan kaynaklanmıştır. Doğru itirazdan kaynaklanmıştır. Siyaseti doğru dille yapmaktan kaynaklanmıştır.

Yani siyaset kavga ediyor, biz kavga etmeyiz. Münakaşa etmeyiz, dedikodu yapmayız. Siyaset rakip utandırmayı sever. Biz siyasetin utanması gereken şeylerden utananlarız millet adına. Efendim, siyaset “Rakibimi yeneyim, memleketin sorunlarını unutayım.” hattına gelmiştir. Biz rakip yenmeyi değil, memleketin sorunlarını yenmeyi memlekete borç biliriz.”

“Memlekette ekonomik kriz yok ekonomik kriz varmış gibi davranan bir siyaset yönetimi var”

“Dolayısıyla aslında biz siyasetin kefaretiyiz efendim. Yani siyasetin milletine verdiği sözleri tutamamışlığından doğan kefaretiyiz biz. Biz dindarlığın kefaretiyiz. Dindarlarımızın kefaretiyiz biz. Yapamadıklarının yerine yenisini, daha iyisini yapabilmek için bu kefareti ödemeye razı olanlarız biz.

Biz milliyetçilerin, mukaddesatçıların, cumhuriyetçilerin, topluma söz vermiş herkesin, kim sözünü tutamamışsa, biz sizin kardeşleriniziz. “Bu sözün kefaretini tutacağız, bedelini ödeyeceğiz.” diyenleriz. O yüzden Anahtar Partimizin gücü oradan geliyor. Yani bir algı bozukluğu var bence, onu düzelteceğim ben.

“Daha iyisi mümkündür.” diye yola çıktık. Biz Türk milletinin büyük imkânlarıyla, devletin büyük kapasitesiyle; pazarımız, çiftçimiz, tarlamız, toprağımız, esnafımız, siftahımız, tüccarımız, girişimcimiz, ihracatçımız, evlatlarımız, yetiştirilmiş, yurt dışına gitseler, rekabet imkânlarımız falan hepsine bakıp alt alta yazınca şöyle bir şey çıkıyor efendim: Türkiye bugün olduğundan 5-10 kat daha büyük olabilir.

Daha önce de olmuştu. Bunun olmamasının sebebi sadece memleketin imkânlarının doğru yönetilememesidir. O yüzden benim hiçbir kaygım yoktur. Sadece memleket kötü yönetiliyor.

Memlekette ekonomik kriz yok aslında. Ekonomik kriz varmış gibi davranan bir siyaset yönetimi var. Memlekette yönetim krizi var efendim. Memleket yönetilemediği için ekonomik kriz var. Yoksa memleketin büyük imkânları var.

Faize 800 milyar dolar para bulduğunuza göre para var. Parayı doğru adama vermediğiniz için kriz var. Memlekette kur korumalı mevduata 853 bin kişiye para bulduğunuza göre para var. Parayı emekliye vermediğiniz için sorun var.

Şimdi fon krizinde 18,5 milyar doları almış. 130 tane hisse, 7 tane fon. Kaç tane adam bilmiyorum. Bu kadar adam para buluyor. Bu parayı, bunların bulabildiği, suistimal ettiği parayı ettirmeseniz, memlekete dağıtsanız zenginlik de var. Herkese var efendim. Ama vermiyorsunuz.”

“İktidarda bu kadar uzun kalmaya bağlı kendini devlet zannetme zafiyeti var”

“Dolayısıyla Türkiye’de yönetim krizi var. Bu yönetim krizini ortadan kaldırdınız mı? Bu ülke 85 milyona değil, 850 milyona bakar. Olduğunun da 10 katı olur. O yüzden benim hiçbir kaygım yok.

Seçimin ne zaman yapılacaksa gelmesini, sandığın ne zamansa milletin önüne konulabilmesini bekliyoruz. Vaktinde gelirse 28 Nisan. 18 Nisan, neyse. Erken gelirse Kasım. Ne fark eder ki? Yani ha 14, 10 ay, 12 ay, ha 16 ay, ne fark eder? Seçim saatine giriyor artık.

Yani vaktinde olacak seçim Nisan. Yani biraz evvel yapınca “Tayyip Bey kurtarıyor.” diyor Mehmet Uçun Bey. Olabilir, tamam. Nisan yani. Nisan diyorlar ya. Olabilir. E, geldi seçim.

Dolayısıyla bir gündemimiz yok efendim. Gündemimiz şu: Memleket daha iyi olabilir.

Kötü yönetiliyor. Yani iktidarın iktidar olma şekli, iktidarda bu kadar uzun kalmaya bağlı kendini devlet zannetme zafiyeti var. Kabul ediyorum. Yani devletin imkânları... İlk defa böyle bir rekabetteyiz biz. Devletin imkânları onların. Çünkü partili cumhurbaşkanlığı.

Düşünün ki eskiden mesela centilmenlik anlaşması gibi yani; Adalet Bakanı, Ulaştırma Bakanı, İçişleri Bakanı... Temsilen bu makamlar devredilirdi eskiden. Bakın, ne kadar zarif bir şey değil mi? Seçime girerken hükümet bu makamları boşaltırdı. Bayındırlık, İçişleri, Adalet. Niye? Buralarda değişmesi lazım ki seçim, popülizm ya da güvenlikle ilgili rekabette muhalefetle iktidar arasında bir orantısızlık olmasın. Hassasiyeti görüyor musunuz?”

“İktidarın işi daha zor, memleketin sorunlarını çözememiş iktidar, sorununu çözemediği adamlarla karşılaşacak”

“Şimdi partili cumhurbaşkanımız var. Seçimde partili cumhurbaşkanı konuşsanız, parti genel başkanı rakibinize şöyle bir sitemde bulunuyorlar: “Ne biçim konuşuyorsunuz Cumhurbaşkanı’na?” Ya arkadaş, partimiz rekabette, siz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanısınız. Biz sizinle de rekabetteyiz diyemiyorsunuz. “Cumhurbaşkanı’na doğru konuş.” diyorlar.

Efendim, Cumhurbaşkanı gidiyor; valiler Cumhurbaşkanı’nın, kaymakamlar Cumhurbaşkanı’nın, partisinin, iktidar partisinin yani. Partili cumhurbaşkanlığı sistemi ya. Belediyeler onların uhdesinde olduklarını kullanırken devletin imkânları, devletin arabaları, iş ve işlilik bulma kurumu, her şey partili cumhurbaşkanlığında bu rekabette kimin efendim? İktidar partisinin.

Dolayısıyla rekabette zorlanacağız, kabul ediyorum. Ama biz mazeretlerin arkasına sığınacak adam değiliz. Öyle de olsa, böyle de olsa elimizde bir karne var. Bu karneyle rekabete çıkacağız. Zor olacak, kabul ediyoruz.

Ama zorluğun daha büyüğü hükümetin tarafında. Niye biliyor musunuz efendim? Bu sefer muhalefetle vuruşmayacaklar. Bu sefer emeklilerle vuruşacaklar. Bu sefer öğretmen, atayamadıkları öğretmenlerle vuruşacaklar. Bu sefer sandıkta korucularla vuruşacaklar. Şehit aileleriyle karşı karşıya gelecekler. Anladınız mı?

Dolayısıyla iktidar ilk defa şöyle bir gerçek muhalefet görecek. Hani bizi milletin derdine derman olmamakla suçlayanlara söylüyorum: Bu sefer derdin sahibiyle karşılaşacaksınız. Sandıklarda sizi onlar bekliyor bu sefer.

O yüzden iktidarın da işi zor. “Bizim işimiz zor.” diyenler partili cumhurbaşkanlığını kastediyorlar. Ben de iktidarın işinin zor olduğunu söylüyorum. Her şeyi yapma kudreti olduğu hâlde memleketin sorunlarını çözememiş iktidar, sorununu çözemediği adamlarla karşılaşacak.

O yüzden onların işi daha zor.”

Whatsapp Image 2026 10 07 At 11.56.13 3

Muhabir: Aslı Çiçek