İYİ Parti Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Afyonkarahisar Milletvekili Av. Hakan Şeref Olgun ile İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, Afyonkarahisar'da basın toplantısı düzenledi.
İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Ekonomi açısından maalesef bugüne dair acı bir olayla karşı karşıyayız mazotun yüz lira olması"
“En önemlisi İstiklal Savaşı’nın zafere kavuştuğumuz yer. Ama aynı zamanda ekonomik açıdan da çok önemli. Çünkü Türkiye'nin iki tane büyük aksının kavuştuğu yer. Kuzey-Güney aksıyla Doğu-Batı aksının kavuştuğu bir kavşak noktası. Türkiye'nin en önemli kavşak noktalarından bir tanesi.
Biz de Hakan Şeref Başkan'la beraber iki tane önemli politik alanın kavşağını temsil ediyoruz: hukuk ve ekonomi. Türkiye'nin genel meselelerini zaten vatandaşımıza da sorduğumuzda bu iki tane başlık öne çıkıyor. Bu da zaten birbirini besliyor. Doğru düzgün bir hukuk olmadan doğru düzgün bir ekonomi yapmak da pek mümkün değil.
Ama vatandaşlarımıza derdini sırala dediğimizde üç aşağı beş yukarı bu konuların etrafında buluşuyoruz. Bu sohbeti de o anlamda fevkalade manidar bir tarihte yapıyoruz. Hukuk ve ekonomi açısından.
Hukuk açısından bugün Adnan Menderes'in ve arkadaşlarının idam yıldönümü. 65 sene önce Yassıada kararlarının neticesinde. Türkiye'de bugün de hukuk hakikaten iyi durumda değil. Eskiden de maalesef bu tip facialar yaşanıyordu. Bunlardan ders alarak ileriye doğru yürümemiz lazım diye görüyoruz.
Ekonomi açısından da maalesef bugüne dair acı bir olayla karşı karşıyayız. O da ne? Mazotun yüz lira olması. Yani “Türkiye Yüzyılı” diye çıkılan yolda biz yanlış anlamışız bu yüz yılı. Mazotun yüz lira olmasıyla böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.
Bundan beş sene bile geçmedi. Beş sene önce hatırlayacaksınız hepiniz. Mazot ve benzin iki haneye çıktığında Türkiye'de büyük bir olay olmuştu. Çoğumuz, ben dâhil olmak üzere, “Ya nasıl olur? On lira benzin mi olur? On lira mazot mu olur?” demiştik. Dilimizi ısırmamız gerekiyormuş. Üzerinden beş sene bile geçmeden hükümet buna bir sıfır eklemeyi başardı.
Karşı karşıya olduğumuz faciayı bir anlayalım diye bunlar ibret vesikası aslında. Beş senede hepimizi ilgilendiren. Çünkü mazot fiyatı dediğimiz şey aynı zamanda pazardaki limonun da fiyatı demek. Kırtasiyedeki kalemin de fiyatı demek. Süpermarketteki etin de fiyatı demek. Hiç fark etmez yani. Mazot dediğimiz şey her şeyi belirleyebilecek. Beş senede bir daha sıfır ekliyor. Korkunç bir şeyle karşı karşıyayız. Burada görmemiz açısından ibretlik bir durumla beraberiz."
"Toplumun yüzde doksanının serveti, geliri, hayatı, ümidi aşağı doğru gidiyor"
"Şimdi değerli arkadaşlar, Türkiye bir ilki yaşıyor ekonomi alanında. Hatta birkaç ilki yaşıyor. Bunları bir hatırlayalım. Şimdi birincisi, çoğumuz yaşamışızdır. Türkiye'nin bir krizi vardır. Tipik bir krizi vardır. Nedir bu? V şeklindedir. Türk krizi budur. Hatta toparlar. Bir, bilemedin bir buçuk senede işler yoluna girer ve devam eder.
Biz şimdi bir V falan yaşamıyoruz. Biz altı ila sekiz senedir krizdeyiz. Nereden saymaya başladığınıza göre değişir. Türkiye'nin krizi bir V değil, bir L. İndi aşağıya, uzun bir kuyrukla devam ediyor. Aşağıda hep beraber devam ediyoruz.
Türkiye'nin krizi bir K. Toplumun çok az bir kesiminin, yüzde beşinin, yüzde onunun geliri, serveti yukarı doğru gidiyor. Toplumun yüzde doksanının serveti, geliri, hayatı, ümidi aşağı doğru gidiyor. Bu bakımdan bir ilk ile karşı karşıya olduğumuzu bir hatırlayalım.
İkinci büyük nokta, geçmiş krizlerimizde, geçmiş ekonomik sıkıntılarımızda toplumun en azından bir kesimi birazcık daha rahatlardı. Şimdi hâlâ bakıyoruz, çarşıya pazara gittiğimizde Afyon'da da, Diyarbakır'da da, Konya'da da, Ordu'da da, Balıkesir'de, Antalya'da da hep aynı şeyi görüyoruz.
Sizler de, hepimiz de hayatımızda aynı şeyi görüyoruz. Emekli de mutsuz, genç de mutsuz. Esnaf da mutsuz, KOBİ sanayici de mutsuz. Özel sektör çalışanı da mutsuz, çiftçi de mutsuz. Yani toplumun neredeyse bütün kesimleri bir baskı altında gidiyor. Hükümete yakın veyahut da çok parası olan az bir kesim dışında toplumun geniş kesimlerinin böyle bir baskı altında olduğu bir dönemle karşı karşıyayız. Bu da bir ilk."
"Benim içimi acıtan ilk şu: Mahcubiyet yok arkadaşlar, mahcubiyet"
"Ama derseniz ki, “Senin içini en çok ne acıtıyor?” Benim içimi acıtan ilk şu: Mahcubiyet yok arkadaşlar, mahcubiyet.
Dün Hazine ve Maliye Bakanı gene televizyona çıktı. En ufak bir mahcubiyet yok. “Türkiye'de asgari ücretten vergi almıyoruz. Bak, mazot Avrupa'da 150 lira, siz 100 liraya şükredin. Bu işler daha kötü olabilirdi ama olmadı.” falan.
Böyle tamamen sanki uzaydan veya başka bir ülkeden Türkiye'ye bakarak yorum yapan bir kişi hüviyetinde. Arkadaşım, sen bu memleketin Hazine ve Maliye Bakanı'sın. Böyle veya böyle bu işin ana sorumluluğunu taşıyan kişisin. Her şey elinde olmayabilir ama en azından bir empati göster. “Benim de canım yanıyor.” de. “Bu acı ilacı hep beraber içeceğiz.” de. “Uğraşacağız.” de. “Biz de kendi payımıza bunu yapıyoruz.” de. En azından bir şey göster. Bir emare göster. Hiç o havada değil.
O bakımdan, pek çok başka bakımdan da ama sadece bu bakımdan bile bu iktidarın ve bu programın gitmesi lazım. Çünkü vatandaşı anlamayan, Afyon için değil Londra için çalışan, Balıkesir için değil New York için çalışan, Diyarbakır için değil Hong Kong için çalışan, Konya için değil Dubai için çalışan bir program var karşınızda.
Yüksek faizi topla. Tersine Robin Hood programı diyorum ben buna. Hani şu meşhur Robin Hood, zenginden alıp fakire dağıtırmış. Bu arkadaşlar orta direkten, vatandaştan topluyor. Zenginlere, genelde de yurt dışındaki finans odaklarına parayı dağıtıyor. O bakımdan sırf bu bile bu hükümetin ve bu ekonomi politikasının değişmesi için yeterli."
"Türkiye'de tabii ki faizlerin aşağı inmesi lazım"
"Şimdi ekonomi politikası deyince biz bunu üç tane büyük başlık altında ele alıyoruz. Oradaki vizyonumuzu bir anlatayım size. Sonra da inşallah bu görevi devraldıktan sonra ilk 48 saatte, bak 100 gün demiyorum, 365 gün demiyorum, birinci dönem demiyorum, 48 saatte yapacaklarımızı sıralayayım.
Şimdi ekonomi politikası dediğimiz şeyin aslında üç tane büyük başlığı var. Birincisi, genelde televizyonlarda konuşulan, medyamızın haber yaptığı, vatandaşımızın da sık sık belki takip ettiği; borsa, faiz, altın gibi şeyler. Bunlar önemsiz değil. Bir nabız verir. Ama ekonomi bundan ibaret değil.
Bunlar önemli. Türkiye'de tabii ki faizlerin aşağı inmesi lazım. Ama güveni tesis ederek inmesi lazım. Ve milletin rızasıyla inmesi lazım. Türkiye'de tabii ki dövizin makul bir seviyede olması lazım. Ama daha çok çalışarak, verimliliği artırarak Türk lirasının değer kazanması lazım.
Yani tabiri caizse arabanın gittiği yolun asfalt olması lazım. Arabanın gittiği yolun düzgün bir asfalt olmasının temelinde güven. Ama yolun asfalt olması, arabanın gitmesi anlamına tabii ki gelmiyor. Bu bir ön şart. Ama işleri çözmüyor.
İkinci büyük nokta, yeterince konuşmadıkları, hükümetin de tamamen başarısız olduğu nokta, benim aş ve iş dediğim nokta. Aş ve iş. Yani sen hayat pahalılığını azaltabiliyor musun? Sen istihdam yaratabiliyor musun? Buna beraber bir bakalım.
Şimdi bir parantez açalım. Hayat pahalılığıyla niye hayat pahalılığı diyebilirsiniz. Enflasyon demiyorum, dikkat ederseniz. Enflasyon fiyatların artış hızı. Hayat pahalılığı, ben kendi gelirimle ne kadar kıyma, ne kadar peynir, ne kadar mazot alabiliyorum? Esas benim derdim ikincisi.
Çünkü farz edelim bir mucize olsa, bütün fiyatlar ve bütün ücretler bugün donsa, biz hâlimizden memnun değiliz, değil mi? Bizim gelirimizin artması, masrafların düşmesi lazım. Esas elde etmemiz gereken şey o."
"Bugün bunu organize sanayi bölgelerini artırarak yapacağız"
"O yüzden bizim programımızın, ekonomik programımızın adı “Bolluk ve Bereket Ekonomisi”. Daha fazla üretimin önünü açan, arzı artıran, çiftçinin daha fazla üretmesiyle fiyatların aşağı indiği, fabrikaların daha fazla çalışmasıyla istihdamın arttığı bir program. Mehmet Şimşek bunu faiz artırarak yapıyor. Biz iş yapmayı kolaylaştırarak, üretimin önünü açarak yapacağız. Aramızdaki temel fark budur.
Bir de bir üçüncü tarafı var bu işin. Ne dedik yani? Birincisi bu yolun kendisi, değil mi? Hani döviz, faiz falan, o meseleler. İkincisi arabanın kendisi, yani aş ve iş, esas bizi götürecek olan şey. Üçüncüsü de buna koyduğumuz benzin.
Benzin ne? Hakikaten Türkiye'nin modern bir çağa, uygun bir ekonomiye kavuşması. Hani o “çağ atlıyoruz”un ya da “Büyük Türkiye”nin bugünkü yansıması.
Biz bunu nasıl yapacağız? Bugün bunu organize sanayi bölgelerini artırarak yapacağız. Bunların her birini demir yoluyla limanlara bağlayarak yapacağız. Bunu internet hızını bütün Türkiye'de artırarak yapacağız. Vergileri düşürerek yapacağız. Bunun neticesinde istihdamın artışıyla yapacağız.
Ama bakıyorum ben, Sayın Vekilimizle dün de konuştuk, bu sabah da birazcık konuşuyorduk Afyon'dan. Şu Afyon'da muazzam bir potansiyel var. O kavşak noktasını söyledik; Doğu, Batı, Kuzey, Güney akslarının ortası.
Mesela burada muazzam bir lojistik ihtisas sanayi, lojistik ihtisas bölgesinin kurulması lazım. Türkiye'nin tarımla ilgili pek çok lojistiğinin merkezi olması lazım. Bütün ulaşım hatlarını buraya yığmanız lazım.
Aynı zamanda gıda enflasyonunu da böyle düşürüyorsunuz. İhracatı da böyle artırıyorsunuz. Hayatın çıktılarını da böyle. Afyon ekonomisini de böyle coşturuyorsunuz."
"Türkiye'yi ilerletmek için hem bu döviz-faiz cenderesini çözmemiz lazım"
"Kendisi tek muhalefet milletvekili burada. Diğer dört iktidar vekili arkadaş ne yapıyor diye baktık, konuştuk. Şimdi tabii sağlık ocağı açmak kıymetli bir şey de bunlar artık çok günlük meseleler. 2026 yılındayız. Bu böyle bahsi geçecek bir şey değil.
Yani rahmetli Süleyman Demirel'in başbakanlığında, o Afyon Lisesi mezunu, rahmetle analım. Yani 1965'te falan sağlık ocağı açmak önemli bir şey olabilir de 2026 yılında bunlar övünülecek şeyler değil. Bu zaten senin işin yani. Allah aşkına yani. Böyle bir şey olamaz yani.
Veyahut da bütün dünya yapay zekâyı, veri merkezlerini konuşuyor. Afyon bunun için de fevkalade önemli. O lojistik ihtisas bölgesinin yanına dev bir veri merkezi kurulabilir. O, burada teknolojiyi de fevkalade ilerletir. Afyon'da bunu da konuşmuyorlar.
O bakımdan Türkiye'yi ilerletmek için hem bu döviz-faiz cenderesini çözmemiz lazım. Üstüne aş ve iş üzerinden hayat pahalılığını azaltan, istihdamı artıran bizim o bolluk-bereket politikalarını devreye almamız lazım. Üçüncüsü de Türkiye'yi zıplatacak, hani o gelişmiş ülkelerle arayı kapatacak hareketleri yapmamız lazım.
Bizim bütün programımız bunun etrafında. İktidar Partisi'nin zaten bunlar gündeminde değil. Diğer muhalefet partilerinin de ne kadar gündeminde, onun takdirini size bırakıyorum."

"Esnaflara doğru düzgün bir KDV ve vergi ve SGK yapılandırması getireceğiz"
"Şimdi bütün bu girizgâhtan sonra, hani bunlar uzun vadeli veya kavramsal ya da çok teorik gelebilir. Biraz da iş pratiğine bakalım.
Şimdi muhalefet genelde eleştirir. “Şu iyi değil, bu iyi değil.” falan der. “Ne yapacaksınız?” dendiğinde de işte “Fiyatları düşüreceğiz, eğitimi iyileştireceğiz, hukuku yükselteceğiz.” diye böyle bir tablo. Nasıl yapacaksın kardeşim, değil mi? Esas olarak nasıl yapacaksın?
Ben size nasıl yapacağımı örnek olarak vereyim. Kırk sekiz saatte nasıl yapacağım? Çok uzun sayı falan değil, değil mi? Yani uzun sürede yapılacak başka şeyler de var da. Allah nasip ederse hükümet ortağı olursak, bu alan da bizim otoritemizde olursa, İYİ Parti'nin otoritesinde olursa, beş tane şey yapacağız. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle ve Meclise yasa teklifiyle.
Bir, esnaflara doğru düzgün bir KDV ve vergi ve SGK yapılandırması getireceğiz. Mevcut yapılandırma çalışmıyor. Faiz çok yüksek. Taksitleri uygun değil. Taksitlerde nefes alabileceği düşük faizli yapılandırmaya geçeceğiz ki orada hem devlet parasını alsın hem esnafın kafasına basmasın. Piyasa birazcık nefes alsın.
İki, KOBİ ve sanayicinin çok ciddi bir KDV alacağı var devletten. Bunu bankalardan yüzde elli borç alarak fonluyor. Bunun neticesinde bu adam ne yatırım yapabilir ne istihdam sağlayabilir.
Devletin KDV borcunu hemen ödeyeceğiz. Bunun neticesinde KOBİ ve sanayici o parayı hem kendi işini büyütmekte kullanacak hem faiz yükünü azaltacak. O adamın yükü de yatırımı ve istihdamı öne atacak.
Onu da şarta bağlayacağız. “Arkadaşım, ben sana bu parayı hemen ödüyorum. Ama sen kaç istihdam ve ne kadarlık yatırım sözü veriyorsun?” O sözü vermiyorsan başka şekilde zamanı geldiğinde alırsın. Ama bu sözü veriyorsan ben seni destekliyorum. Paran bende. İkinci büyük meselemiz budur."
"Üçüncü büyük meselemiz emeklilerimiz"
"Üçüncü büyük meselemiz emeklilerimiz. Şimdi bu arkadaşlar biliyorsunuz bu seneye yüzde 16 enflasyon hedefiyle çıktılar. Şu anda yüzde 32'lerde. Yüzde 32 tabii ilginç bir sayı. Çünkü AK Parti iktidara geldiğinde Kasım 2002'de de Türkiye'de enflasyon yüzde 32'ydi.
Arada geçti 24 sene. Neredeyse çeyrek asır. O gün doğan çocuklar üniversiteyi bitirmişler. İş hayatına başlamışlar. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Enflasyon başladığınız yerde. Yani mahcubiyet de yok.
Demek ki sen kendi enflasyon hedefinle böyle şaşıyorsan, 16 dediğin hedefi sene sonunda 28 yapacağım diyorsan, emekliye yüzde 12 zam da vereceksin. İnsanların ücretleri erimeyecek.
Hem merak da etmesin. Emekli zaten o paranın hepsini kullanacak. Yani hepsini harcayacak. Harcayacak. Sen KDV'sini, ÖTV'sini alacaksın. Yani piyasada kalacak o para. Onu da merak etmesin, kendisine bunu söylemiş olayım."
"Türkiye'nin kaynaklarını doğru düzgün yerlere harcayacağız"
"Dördüncüsü, çiftçi memleketi. Burası da bizim seçim bölgemizde öyle. Çiftçilerin bolluk berekete kavuşması için çiftçilere devlet borcunu ödeyecek.
Bakın, genelde çiftçi borcu konuşuluyor, diyorsunuz. Çiftçinin borcu yok. Devletin çiftçiye borcu var. Tarım Kanunu'na göre. 2006'daki Tarım Kanunu'na göre devletin millî gelirin yüzde birini çiftçiye destek olarak vermek gibi bir yükümlülüğü var. Bunun dörtte birini verdi.
Devlet zaten kendi kanununa uysa mevcut desteklerin birkaç katını hemen ödemek durumunda. Biz bunu üretime bağlı olarak ödeyeceğiz. Arkadaş, sen daha fazla ekmek istiyorsan, daha fazla üretmek istiyorsan biz sana kanuni hakkını ödeyeceğiz.
İstiyorsan bunu Ziraat Bankası borcundan ödeyeceğiz. Faydalanmak istemiyorsan, istiyorsan direkt destekleme olarak ödeyeceğiz. Tek şartımız var: Daha çok üreteceksin. Yani tarla boş kalacak, bir de para vereceğiz; o olmayacak yani.
Çünkü bizim dediğim gibi programımızın adı “Bolluk Bereket Ekonomisi”. Yani çiftçi desteklerini artıracağız. Bu aynı zamanda gıda enflasyonunun da düşmesini sağlayacak. Yani mesela hem 5 milyon çiftçimizi destekleyeceğiz hem 85 milyon vatandaşımıza daha düşük gıda fiyatları olarak yansıyacak.
Son olarak da bizim ekonomik planımızın temelinde orta direk var. Orta direğin ödediği bordrosundan kesilen gelir vergisi var. O gelir vergisi oranlarını düşüreceğiz. Böylelikle orta direk vatandaşın cebinde daha fazla para kalacak.
O da o parayı harcayacak. Oradan da bir vergi geliri olabilir. Gidecek esnaftan, süpermarketten alışveriş yapacak. İnşallah bir imkânı olursa hızlı bir şekilde bir iki sene zarfında oraya geçeceğiz diye düşünüyorum.
Bu meşhur iki anahtarı, yani bir ev ve bir arabayı en azından hayal olmaktan çıkarıp erişilebilir hâle getireceğiz orta direk vatandaşlarımız için.
Şimdi bunların hepsi yapılabilir. Türkiye'de bir kaynak sorunu yok. Türkiye'nin bir kaynak kullanım sorunu var. Sözlerimi bunu söyleyerek bitireyim.
Dört tane kaynak paketi var. Bunları yaparsan inşallah buradan rahat bir şekilde çıkarsınız. Bu kaynak paketlerimiz nelerdir?
Birincisi, israfı kesmek. Kâğıttaki tasarrufu hakikaten gerçeklikle uygulamak. Arkadaşlar, itibar dediğimiz şey çakarlı makam arabalarından, lüks konutlardan, özel uçaklardan gelmez. İtibar dediğin şey millî paranın değerinden, pasaportun değerinden, bayrağının nerelerde dalgalandığından, emeklinin insan gibi yaşadığından gelir. İtibar burada.
O bakımdan birincisi tasarruf. İkincisi, büyük vurgunların kesilmesi. Kamu İhale Kanunu Avrupa Birliği'ndeki 27 ülkede çalışıyor. İspanya'ya yetiyor, Fransa'ya yetiyor, Almanya'ya yetiyor, Hollanda'ya yetiyor. Bir tek Türkiye'ye yetmiyor.
191 tane tadilat yapıldı bu kanunda. 191. Yani şu ceketi 191 tane tadilat yapsam bu arada pantolon olur. 191 tadilat. Kanun, kanun olmaktan çıkmış. Arkadaşlara ihale verelim, eşe dosta verelim.
Kamu İhale Kanunu'nu tekrar doğru düzgün hâle getireceğiz. Ve bu kamu-özel iş birliklerini tekrar müzakere edeceğiz. Oradan milletin parası gitmesini engelleyeceğiz. İkinci büyük meselemiz bu.
Üçüncü büyük meselemiz, Türkiye'deki vergi sistemini sadeleştireceğiz. Vergi dilimini düşüreceğiz. İş yapmayı kolaylaştıracağız. İbn-i Haldun bundan 600 sene önce dedi: Hayatı kolaylaştırır, vergileri düşürürsen insanlar daha çok iş yapar. Neticede daha fazla da toplarsın.
Bizim yapacağımız teknik bu. Dördüncüsü de Türkiye'nin kaynaklarını doğru düzgün yerlere harcayacağız. Yani saçma sapan yerlere giden paraları biliyorsunuz, biliyorsunuz zaten. Onun yerine de çocuklara bir öğün yemek vereceğiz mesela. Bunu yaparsanız hem çarşı pazar tekrar bereketlenecek, çiftçi para kazanacak.”




