Bir yolculuk ve arayış filmi Angelopulos’un “Ulis’in Bakışı”. Kaybetmiş insanların aradığı yeni umutların filmi.
Amin Maaouf’un “Yolların Başlangıcı” romanı da sürgündeki yazarın yurduna ve ailesine hasreti. Kalan mektupların peşinde bir arayışın, yolculuğun izleri.
Amerika’da sürgünde yaşayan yönetmen A, yıllar sonra ülkesi Yunanistan’a döner. Ülkesinde yaşamını yeniden sorgulamaya başlar. Yeni bir arayışı, umudu bulmaya çalışır. Bu sırada bir belgesel yapımı teklifi alır. Belgesel, Balkanların ilk sinemacısı Manaki Kardeşler ile ilgilidir. Manaki Kardeşler 60 yıl boyunca Balkanları gezerek gündelik hayatı, köylüleri, obaları, doğayı, olayları kaydederler. Bu sırada Yönetmen A, Manaki Kardeşler’in banyo edilmemiş üç bobin filminin olduğunu öğrenir. Bu kaybolmuş bakışın, ilk bakışın peşine düşer. Balkanlarda üç bobin filmi arayarak aslında bir içsel yolculuğa çıkar. Filmin başında yer alan, Platon’un “ruh kendini tanımak için kendine bakmalıdır,” sözü de bu içsel yolculuğu bize bildirir.
Yolculuk Yunanistan’da, Yönetmen A’nın eskiden yaşadığı kasabada başlar ve şunu söyler: “Yolculuğumun burada sona ereceğini hayal ederdim. Ne garip değil mi? Hep böyle olmuyor mu? Sonum başlangıcım aslında.”
Yolculuğu Manastır, Üsküp ve Bükreş ile devam eder. Buralarda filmleri bulamaz ve Belgrat’a gider. Ve yolculuğu Saraybosna’da biter. Savaşın en kanlı coğrafyasında. Çocuk çığlıklarının içinde. Dumanlar, alevler, yerle bir olmuş yaşamlar, evler, siren sesleri…
Üç bobin film, yaşlı bir arşivcidedir. Yıkık dökük bir mahzende, sığınakta. Arşivci filmleri banyo etmeyi başarır ve şunu söyler. “Yüzyılın başından beri hapsolmuş bir bakış, yüzyıl sona ererken nihayet özgürlüğüne kavuştu.”
Yönetmen filmi izler ve “geri döndüğümde başka birilerinin giysilerini giymiş olacağım, başka birinin ismini. Ve sen o inanılmaz gözlerle bana bakıp, sen o değilsin diyeceksin. Sana bahçendeki limon ağacından bahsedeceğim, ay ışığı ile aydınlanan küçük pencerenden. Sana yolculuğumu anlatacağım. Sana bütün insanlığın bitmeyecek öyküsünü anlatacağım” der.
Amin Maaouf da “Yolların Başlangıcı” romanında dedesi Butros’un izini sürüyor. Roman sürgündeki yazarın yurduna ve ailesine hasreti. Bir bavul dolusu mektup, not, yazı, hikaye. Kalan bu izlerin peşinde bir yolculuğa, arayışa çıkıyor. Kendi kökenlerini bulmaya çalışıyor.
“Deden büyük bir şair, yürekli bir düşünür, coşkulu bir konuşmacıydı; onu dinlemek için çok uzaklardan gelirlerdi. Ne azık ki, tüm yazdıkları kaybolup gitti demişlerdi… Dedem her şeyi toplamış, yaşamının sonunda kadar yazılarıyla ilgilenmiş, insanlar onu okusun istemiş. Ama yayımlayamadan ölmüş…”
Roman, ailenin yaşamı üzerinden Lübnan’ı anlatıyor. Gidişler, kalışlar, sürgünler, savaşlar… Yazar bu coğrafyada yaşananları şu sözlerle aktarıyor: Burada her ailenin bir oğlu Beyrut’ta, biri Mısır’da, biri Arjantin’de ya da Brezilya’da, ya da Meksika’da, başka bir ikisi Avusturalya’da ya da Birleşik Devletler’de gömülüdür. Yazgımız, tıpkı yaşamda olduğu gibi ölümde de darmadağınık olmakmış bizim.”
Yaşamları gibi ölümleri de darmadağınık. Başka yerlerde, uzak yerlerde yaşamları da ölümleri de. Topraklarından ve birbirlerinden ayrı, sürgünde.
“Bu topraklardan hep aynı nedenlerle göç edilir ve aynı pişmanlıklarla” diyor yazar. Hepsi de denizler ötesinde yaşama hayalleri kuruyorlar. Kimileri gitmiştir; ötekiler de gitmeye hazırlanıyordur.
Coğrafyanın kaderi midir bilinmez, Lübnan tarih boyunca hep gitmekle kalmak arasında kalan insanların ülkesi gibi. Maalouf da farklı romanlarında hep bunu sorguluyor. Ülkesinin ve insanlarının yaşadığı dramı. Kendisi de iç savaşta ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Romanda ülkesinin yaşadığı bu dramı şu sözlerle ifade ediyor: “Gözün akı, aynı göz kapağının altında, gözün karasıyla bir arada yaşamayı reddederse, düşünebilir musunuz, neler olur?” Farklı insanların, toplumların, kültürlerin birlikte yaşamasını vurguluyor. Lübnan bunun bedelini çok ağır şekilde ödüyor. Savaşlarla, çatışmalarla, yıkımlarla, kavgalarla, iç savaşlarla, sürgünlerle…
Maaouf dedesi Butros’un, ondan kalan yazıların izini sürüyor. Bu hem kendi yaşamı hem de ülkesinin yaşamı. Sürgünün yaşamı. Ailesine ve ülkesine özlemi, aşkı. Yönetmen A’nın aradığı Manaki Kardeşler’in üç bobin filmi gibi. Yazar da yönetmen de bir arayışın izinde içsel yolculuğu çıkıyor.
Ve arayışları da yolculukları da insana dair, vicdana dair…