Andrey Tarkovsky – A Cinema Prayer (Bir Sinema Duası)
Film, 7 Bölüm ve Sonsöz’den oluşuyor. Filmde Tarkovsky kendini; yaşama, sanata ve sinemaya bakışını anlatıyor. Filmlerinden bazı sahneleri görüyoruz. Babası Arseniy Tarkovsky’nin şiirleri de anlatıma eşlik ediyor.
Bölümler: Bright, Bright Day (Aydınlık Gün), The Debute (Çıkış), Andrey’s Passion (Andrey’in Tutkusu), Homecoming (Eve Dönüş), Thorough the Mirror of Time (Zamanın Aynasından), Into the Maze of the Zone (Bölgenin Labirentinde), At the Source of Nostalghia (Nostaljinin Kaynağında), Epilogue (Sonsöz) Eternal Return (Sonsuz Dönüş).
Aydınlık Gün Bölümü Arseniy Tarkovsky’nin şiiriyle başlıyor.
Yaseminin yanında yatan bir taş
Taşın altında yatan bir hazine
Yolda duruyor baba
Aydınlık, aydınlık bir gün
Filiz vermiş akkavak ağacı
Çiçek açmış okka gülleri
Ve arkasında sarmaşık gülleri
Ve körpe ıslak çimen
Bir daha olmadım
Öylesine mutlu
Mümkün değil geri dönmek
Anlatılamaz
Nasıl mutluluk doluydu
O cennet bahçesi
Tarkovsky’ye göre sanatçı tüm hayatı boyunca çocukluğundan beslenir. Çocukluğunun özellikleri sanatının doğasını belirler. Babasının şair olması onun için çok önemlidir. Üzerindeki en büyük etki, babasının şiirleridir.
Hafızayı değişik bir duygusal yapı olarak görüyor. Hafıza, hayal gücü ve yaratıcılık üzerine kuruludur.
Tarkovsky babası gittiğinde 3 yaşındadır, onları bıraktığında.
“Annem olmasa asla bir film yönetmeni olamazdım” diyor. Annesi ayrıca piyano ve resim eğitimi aldırıyor.
Bu bölümde özellikle Ayna filminden sahneler yer alıyor.
Çıkış bölümünde de çocukluk üzerinde duruyor. Onun için çocuklar bir şekilde dünyamızı aşkın olan bir başka dünyaya bağlarlar. Çünkü “bu bağlantıyı kaybetmediler, çok geçmeden kaybedecekler ama henüz kaybetmediler” diyor. Bu bölümde yönetmenin Ivan’ın Çocukluğu filminden sahneler görüyoruz.
Andrey’in Tutkusu bölümü Andrey Rublev filmi üzerinedir. Rublev bir keşiş, onun tüm varlığı dünyeviliğe karşıdır.
Tarkovsky’ye göre bir toplumun maneviyata ihtiyacı varsa sanat eserleri üretmeye, sanatçılar yetiştirmeye başlar. Bir toplumun maneviyata ihtiyacı yoksa sanatsız da yaşayabilir.
En şiirsel görüntü natüralizme dayanır, ideolojik olarak değil, kelimenin somut, genel anlamında. Sanatçı bir eliyle yere dokunur, diğeriyle de uhreviye işaret eder.
Tarkovsky’ye sanat en yüksek yaratma kapasitesinin aynadaki yansımasıdır. Böyle yaparak Yaradan’ı taklit ederiz. Biz tam olarak imgede yaratılanlarız ve Tanrı’nın suretleriyiz. Sanat, insanın en özverili çabalarından biridir. Sanatın anlamı ibadettir. İnsanın görevi de hizmet etmektir, Tanrı’ya şükretmek.
Eve Dönüş bölümünde Tarkovsky yüzünü doğaya dönüyor ve şöyle söylüyor: Kendimiz daha önemli görüyoruz. Biz daha önemli değiliz, doğaya bağımlıyız. Onun evriminin sonucuyuz.
Zamanın Aynasından bölümünde zaman ve sinema ilişkisi üzerinde duruyor. Sinemanın en temel özelliği zamanı kaydetmesi ve ifade etmesidir.
Bölgenin Labirentinde, Stalker (İz Sürücü) filmi üzerinden hareket ederek, özgürlük, güç, umut ve maneviyat kavramlarını sorguluyor. Yönetmen özgürlük nedir? diye soruyor. Ona göre özgürlük, kişinin içsel özgürlüğüdür. Haklar alınabilir, içsel özgürlük alınamaz. Stalker (İz Sürücü) zayıf bir insanın gücünü ifade eder, bu insanın onu yaratan manevi güce bağımlı olduğuna inanır. Mantıksız, anlamsız, gerçeklerden uzak davranışlar ona göre yüksek bir maneviyatın işaretidir.
Nostaljinin Kaynağında ise insanlığı korkunun yönlendirdiğini ve bu nedenle insanlığın ruhsal olarak gelişemediğini ifade eder. “İnsanlar dünyaya karşı savunmacı davrandı. Onunla kaynaşmak, onunla derin bağlar kurmak yerine, insanlar dünyayı birbirine karşı sinir bozucu, gereksiz ve dayanılmaz acı veren günlük bir baskıya dönüştürdü. İlk bulduğu oyuncağa sarıldı ve o taş baltaya inandı. O baltanın bütün darbelerini önleyebilecek bir insanın bakışının, arzusunun o büyülü etkisine inanmadılar. Burada Kurban filmindeki babanın oğluna söyledikleri akla geliyor: “İnsan, hep başkalarına karşı savundu kendini, başka insanlara, doğaya karşı. Durmadan doğaya karşı güç kullandı. Sonuç güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil. Teknik ilerleme dediğimiz şeyin bize getirdiği tek şey konfor oldu. Bir tür hayat standardı. Bir de gücü korumak için gereken şiddet araçları. Vahşiler gibiyiz. Mikroskobu cop gibi kullanıyoruz. Hayır, yanlış. Vahşiler maneviyata daha önem veriyor. Önemli bir buluş mu yaptık, hemen kötülüğe âlet ederiz. Hayat standardına gelince. Bir zamanlar bilge bir kişi ‘gerekli olmayan şey günahtır,’ demişti. Eğer bu doğruysa, uygarlığımız baştan sona günah üzerine kurulmuş demektir. Korkunç bir uyumsuzluk edindik. Maddî ve manevî gelişmemiz arasında bir dengesizlik söz konusu. Kültürümüz bozuk, yani uygarlığımız. Temelde bir bozukluk var.”
Tarkovsky’ye göre maneviyat, bir insanın hayatın anlamını anlama merakının olmasıdır. Yaşamın anlamının, manevi düzeyimizi hayatımız boyunca yükseltmekten geçtiğine inanıyor. Ve şöyle söylüyor: “Kötülük ve şeytan, iyiliğin ve Tanrı’nın yokluğudur, gölge ve ışık gibi. İnsan iyiliği de barındırır kötülüğü de. Bizim varlığımızın amacı her şeyden önce içimizdeki kötülükle savaşmaktır. Özgür irademiz bu yüzden var. Ya kötülükle savaşırız ya da içimizdeki kötülük kazanır. Bu sadece kendi sorumluluğumuzdur. En kötüsü, kötülükle savaşmaya kendi içimizden değil, başkalarının içindekinden başlamamızdır.”
Filmin Sonsöz’ü “Sonsuz Dönüş” adını taşıyor. Burada Tanrı’nın çılgınlarından, delilerden söz ediyor. Onlar ise Bresson, Tolstoy, Bach, Leonardo. Hepsi çılgın ve tutkuludur. Tarkovsky’ye ilham verirler. Mucizeler açıklanamaz. Mucize Tanrı’dır.
Filmin sonunda “ölümden korkmuyorum. Bazen ölümün, çaresizlik duygusunun bile özgürlük duygusuna götürdüğünü hissediyorum” diyor ve şunu ekliyor:
SANAT BİR İBADETTİR, DUADIR.
İNSAN, SANATLA UMUDU İFADE EDER.
GERİSİ ÖNEMLİ DEĞİL.