KÖTÜLÜĞÜN YÜCELTİLMESİ

BAŞAK NAKİLCİOĞLU, "KÖTÜLÜĞÜN YÜCELTİLMESİ" BAŞLIKLI BİR YAZI KALEME ALDI. İŞTE O YAZI...

Abone Ol

Kadına, çocuğa, hayvanlara, ağaçlara, ormanlara ve toprağa yönelik şiddet son on yılda ürkütücü biçimde arttı. Hepimiz bunu biliyoruz. Ancak son birkaç yıldır tanık olduklarımız, bu artışın ötesinde, çok daha derin bir kırılmaya işaret ediyor. 15–16 yaşındaki çocukların yaşıtlarını, kimi zaman planlayarak öldürmesi; kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının yarattığı dehşete yeni bir boyut ekliyor.

Bu yaşananların toplumda derin bir sarsıntı yaratması gerekirdi. Oysa çoğu zaman tam tersine tanıklık ediyoruz. Faillerin korunduğu, davaların örtbas edildiği, adaletin geciktiği ya da hiç tecelli etmediği örnekler giderek çoğalıyor. İşte tam bu noktada şu sorular kaçınılmaz hale geliyor:

Nasıl bu noktaya geldik? Eskiden böyle değildi. Ne değişti? Neden gereken yapılmıyor ?

Dr. Zeliha Bürtek’in bir röportajda ilk defa dile getirdiği “Sosyal Çürüme” kavramı, bu sorulara önemli bir çerçeve sunuyor. Gazeteci Gülşen İşeri, Dr. Zeliha Bürtek ile yaptığı söyleşiyi kitap haline getirmiş. Sosyal Çürüme adıyla yayınlanan kitabı okumanızı öneririm.

Sosyal Çürüme Nedir?

Sosyal çürüme; toplumda kabul edilen ahlâk, erdem, adalet, dürüstlük, vicdan ve insanlık gibi temel değerlerin zamanla aşınması, içlerinin boşaltılması ve anlamlarını yitirmesidir. Bu değerlerin yerini ise çıkar, güç ve cezasızlık alır.

Sosyal çürüme ani bir çöküş değildir. Yıllara yayılan, sinsice ilerleyen bir süreçtir. İçinde yaşadığımız için çoğu zaman fark edemediğimiz bu süreç, değerler sistemimizi kökten değiştirir. İyinin ezildiği, kötünün ödüllendirildiği bir zemin oluşur. Bu nedenle katiller gülerek fotoğraf verebilir, bu nedenle şiddet uygulayanlar kendilerini güçlü hissedebilir. Kötülük, yalnızca görünür olmakla kalmaz; yüceltilir.

Medyanın şiddeti tüm ayrıntılarıyla sunması da bu çürümenin bir parçasıdır. Şiddetin tekrar tekrar, detaylı biçimde aktarılması; izleyenlerin, duyanların zihninde bir tür duyarsızlaşmaya yol açar. “Böyle şeyler olabiliyor” düşüncesi yerleşir. Üstelik istemeden de olsa, şiddeti uygulayana bir güç atfedilir. Kötülük görünürlükle beslenir.

Bu tabloyu mümkün kılan en güçlü kültürel kodlardan biri ise hepimizin bildiği şu sözde gizlidir:

“Kol kırılır, yen içinde kalır.”

Aile yapısında, toplumsal ilişkilerde ve ne yazık ki devlet kurumlarının işleyişinde bu anlayış derin izler bırakır. Yapılan kötücül eylemlerle yüzleşilmez, sorumlular hesap vermez. Hukuk, eğitim, barınma gibi en temel alanlarda mekanizmalar işlemediğinde çürüme kaçınılmaz hale gelir.

Sosyal Çürümenin Tedavisi

Peki bu çürümenin bir tedavisi var mı?

Evet, var. Ancak kolay değil.

Eğitim reformlarıyla etik, adalet ve vicdan duygusunun yeniden inşa edilmesi; adalet sisteminin bağımsız ve etkili biçimde işlemesi; siyasi, ekonomik ve sosyal reformlarla eşitsizliklerin azaltılması; toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi; ailelerin psiko-sosyal olarak desteklenmesi bu tedavinin temel başlıkları arasında yer alıyor. Sağlıklı bireyler yetişmeden, sağlıklı bir toplumdan söz etmek mümkün değil.

Ancak bütün bu çözüm önerilerinin önünde tek ve belirleyici bir koşul var: niyet.

Çözüme Niyet Etmek

Devlet yapısının, sosyal çürümenin sonuçlarını gerçekten dönüştürmeye niyetli olması gerekiyor. Görünen o ki asıl soru şudur:

Bu çürümeyi durdurmaya gerçekten niyet var mı?

Ve belki de daha zor olan soru:

Eğer bu niyet yoksa, biz bu sessizliğin neresindeyiz?