İLETİŞİM EĞİTİMDİR

Başak Nakilcioğlu, "İletişim eğitimdir" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...

Abone Ol

 Bu çağ iletişim çağı. Çağa uygun davranmak hepimiz için bir gereklilik. İletişim becerisi eğitimle de kazanılabilir bir beceridir ancak bizler bu beceriyi ailemizde, hayatın içinde   deneyimle, işlerimizin gerekliliklerine göre ediniyoruz. Ortamlara göre, kişilere göre, hatta tanıdığımız insanların doğru zamanlarına göre iletişim kurmayı, doğru  zamanda doğru sözcüklerle konuşmayı öğreniyoruz. Gözlem yapmayı, düşünerek konuşmayı başarabiliyorsak doğru iletişim de kurabiliyoruz. Ama iletişimi; duygularımızı karşımızdakine olduğu gibi, süzmeden, üzerinde düşünmeden, sadece ne hissettiğimizin aktarımı olarak gerçekleştiriyorsak o zaman doğru iletişimi öğrenememiş oluyoruz. 

Geçtiğimiz günlerle sevdiğim dostlarımla aramıza yeni katılan birini ziyarete gittik. Ziyarete gittiğimiz kişiyi tanımıyoruz, yeni gelmiş ve geldiğinde hastalanmış. Dostlarım ve benimle aynı alanda çalışıyor Arkadaşlarım aradılar, bana da haber verdiler. Nezaketen hoşgeldin diyelim dedik.  Tam iki saat oturduk.  Hoşgeldin kısmı 5 dakika, şikayet, söylenme, kızma kısmı ise 2 saat sürdü. Abartmıyorum. 2 saat boyunca ziyaretine gittiğimiz kişi, neden aynı alandaki diğer arkadaşlar onu ziyarete gitmedi diye bize kızdı. Hatta “siz onlara kızdığımı söyleyin” dedi. Başkalarına içerlemiş bize kızdı, yetmedi tehdit etti. Normalde kalkıp gitmem lazımdı. Nihayetinde ben de Afyon’un yerlisiyim, anne tarafından atalarım Arnavut. Tehlikeli bir kokteylim aslında ama işte en başta yazdığım iletişim konusunda aldığım aile terbiyesi, edindiğim deneyimler, yaptığım meditasyon ve içimdeki nalet olasıca insan sevgisi beni susmaya, ortamı nefes alınabilir bir duruma getirmeye itiyor.  O şartlanmalar olmasa, nezaket ziyaretine gitmişken gözümün içine dikilen bakışlara, apaçık tehditlere karşılık vermeyi tercih ederdim. Sussam gönül razı değil, küfretsem dilim varmıyor tedirginliğindeyim. Neyse ki aba altından değil apaçık sopayla, kendi kırgınlığı yüzünden herkese kırıldığını anlatmayla dopdolu iki saat geçti. Ölüm gibiydi ama kimse ölmedi demiş ya şair, öyle anlayın. Çıktık arkadaşlarımla, ziyaretin kritiğini yapmaya zamanım kalmadı çünkü yetişmem gereken bir çalışma vardı. Çalışmamı yaptım, saatler geçti ama içimde acaip bir huzursuzluk, rahatsızlık var. Biz ne yaşadık  diyorum kendi kendime sürekli. Nezaket ziyaretindeki ortama bak diyorum. Başkalarına kızıp bize söylenmek, tehdit etmek nedir diyorum...Devamlı aklımda o konuşmalar, konuşma sırasında kullanılan beden dili, seçilen kelimeler dönüyor. Aradım birlikte gittiğim dostlarımı. Ziyaretten, bizimle kurulan iletişimden ve bu iletişim şeklinin tercih edilmesinden çok rahatsız olduğumu söyledim. Başkasına kızıp  bana gözdağı vermek de ne demek dedim. Arkadaşım da rahatsız olduğunu söyledi. Ortam yumuşasın diye yemeğe davet etmiştim bu ziyaret edilen kimseyi. Yemek yok dedim arkadaşıma, herkes doydu , bitti!

Sonra düşündüm kendi kendime;

Ya bu iletişim bir devlet kurumunda yaşansaydı? Ya kendisini ziyarete gelenlerle bu şekilde konuşan bir devlet görevlisi olsaydı? İyi ki değil dedim kendi kendime; iyi ki sıradan insanlar arasında, arkadaşlar arasında yaşanan iletişime dair kötü bir deneyim olmuş bu yaşanan. 

Etkili, etkin ve doğru iletişim kurabildiğiniz insanların hayatınızda olması dileklerimle, daima sanatla kalın . İyi ki sanat var!