Bu sözü Dücane Cündioğlu’nun “Düşünce Düşlenir” adlı kitabında okudum. Devr, dönmek, dolaşmak demek. Önce dönelim, dolaşalım, gezelim diyor. Sonra seyir geliyor, yani seyretmek, izlemek. Ve en sonunda da hayret etmek, hayran olmak geliyor. Hayretin öncesinde seyretmek, görmek var, seyrin öncesinde ise devr, gezmek vardır. İnsan devretmeden, gezip dolaşmadan, dünyayı temaşa etmeden seyredemez, etrafını göremez. Özünde düşünmek temaşa etmektir, seyretmektir. Alemi seyrettikten sonra da insanda hayranlık başlar. Şöyle diyor Cündioğlu: “Her şey hayret içindir, hayran olmak içindir. Çünkü bilmek için hayret etmek, hayran olmak lazım.” Cenab-ı Aşk adlı kitabında ise “Acele etme de dostum, biraz etrafını seyreyle! Geçme, geçip gitme de biraz bekle! Beklemeyi bilmezsen seyredemezsin!” diyor. Sadece dışarıdakine değil kendimize de dönüp bakacağız. Bakıp da görünce hayret edeceğiz, yani şaşıracağız; hayret etmekle kalmayıp hayran da olacağız. Amin Maalouf’a göre, düşünmeye ve seyre dalmak, ruhun arılaşması demek. Düşünürler dalgın, sanatçılar ise şaşkın oluyorlar. Sanatçıdaki şaşırma durumu meraka, merak dikkate, dikkat ise bilmeye doğru yol alıyor. Platon’a göre filozofu başkalarından ayıran özellik hayret etmektir. Hayret felsefenin başlangıcı.
Bizler artık dünyaya bakmıyoruz. Bekleyip görmeye çalışmıyoruz. Dolayısıyla da şaşırmıyoruz, hayret etmiyoruz. Bunlar olmayınca merak edip de düşünmüyoruz. Bu sadece dünyaya, çevremize olan yaklaşımımız değil. Kendi iç dünyamıza da dönüp bakmıyoruz. Eşyaların içinde kayboluyoruz. Ve doğal olarak da iç huzurumuz kalmıyor. Sürekli acele ederek, telaş içinde oradan oraya koşturuyoruz. Hızlandıkça bakıp göremiyoruz, yok oluyoruz. Beklemeye de tahammülümüz yok artık. Alemde, evrende arayacağımız hiçbir şey kalmamış gibi.
Hiçbir şey şaşırtmıyor bizi ne yazık ki! Dostoyevski’nin dediği gibi; “bence hiçbir şeye şaşırmamak, şaşırmaktan daha bir budalalıktır.”